14 Şubat 2014 Cuma

İYİ HUYLU HIRS & KÖTÜ HUYLU HIRS

Günümüz dünyası ve yeni ekonomik düzen, insanların eskisine göre daha hırslı ve öz güven sahibi olmasını gerektiriyor. Fakat burada gözden kaçırılan bir nokta yer almakta, hırsın 2 farklı çeşidi olduğunu bilmemiz, hangi tür hırsa sahip olduğumuzu tespit etmemiz, ve adımlarımızı bu tespitin ışığında atmamız gerekiyor.

Bunlardan ilkini  İYİ HUYLU HIRS ikincisini ise KÖTÜ HUYLU HIRS olarak tanımlayabiliriz.

İYİ HUYLU HIRS, özellikle iş yaşantınızda, ister girişimci olun isterse profesyonel bir çalışan, başarı yolunda size hizmet eden, en önemli silahınızdır. Yeterli seviyede hırsa sahip değilseniz, yeteneklerinizi geliştirmeye ve kendinizi yenilemeye ihtiyaç duymazsınız, bu durumun doğal bir sonucu olarak, rutin işleri üstlenmek suretiyle, bir kısır döngü içerisine çekilmeniz olasıdır. İYİ HUYLU HIRS yaşam enerjiniz üzerinde de olumlu etki yaparak ileriye dönük kendinize yatırım yapma girişimlerinizi de tetikler ve gelişmenize katkı sağlar. Tüm bu nedenlerden ötürü, gözünüzü karartmayan ve sizi doğru hedeflere yönlendiren bir miktar hırsa sahip olmanız özellikle girişimcilik alanında, ve tabi ki kurumsal hayat içerisindeki kariyer planlamanızı yaparken size yardımcı olacaktır.

KÖTÜ HUYLU HIRS ise hem girişimciler hem de profesyonellerin kolaylıkla kapılabilecekleri ve içinden çıkmakta zorlanacakları bir tuzaktır. Hayatın her alanında olduğu gibi iş yaşantısında da, güçlü bir görüntü sergilemek, ölçüyü kaçırmadan belli seviyede saldırgan tutum içerisinde bulunmak, bilgi düzeyinizi olduğundan bir miktar fazla göstermek, basamakları ikişerli adımlarla tırmanmak için ekstra efor sergilemek KÖTÜ HUYLU HIRS sahibi kişilerin ortak özellikleri olarak karşımıza çıkar. KÖTÜ HUYLU HIRS içimizi kemiren ve bizi çıkmaz yollara sürükleyecek bir açmazdır. Rekabetin yoğun, plazaların yeterince kalabalık ve yukarıdaki koltukların sınırlı olduğu bir dünya düzeni içerisinde bu açmaza kapılma olasılığımız da yüksektir. KÖTÜ HUYLU HIRS her an benliğimizi sarabilir; akranlarımıza karşı göstereceğimiz kıskançlık, hedefsiz ve amaçsız bir çalışma temposu, ulaşmamızın yıllar alacağı mevkilere kısa yoldan erişme saplantısı gibi farklı formlarda kendini gösterebilir.

Peki bu noktada yapılması gereken nedir?

Öncelikle KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI, İYİ HUYLU HIRSA çevirme çabası içerisine girebiliriz, daha yukarıları ve kendimiz için daha iyi olanı hedeflerken, bir yandan içinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak şükran göstermeyi deneyebiliriz, çünkü iyi durumların daha iyisi olduğu gibi, kötü durumların da daha kötüsü vardır.

Hedeflerimizi belirlemek, ve belirlemiş olduğumuz hedeflere bizi götürecek meziyetleri elde etmek için çaba göstermek de kendimize yapacağımız bir başka iyilik olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta hedeflerin gerçekçi olarak belirlenmesi, ve düzenli aralıklarla revize edilmesidir.

İşin özüne geri dönersek, yaşam kalitemizi yükseltmenin, ve iç huzura erişmenin yolu KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI törpülemek, ve İYİ HUYLU HIRSLARIMIZA yatırım yapmaktan geçiyor.

23 Aralık 2013 Pazartesi

NE X NE Y JENERASYONU SAHNEDE STAR JENERASYONU

İşiniz pazarlama, sosyal medya ve ağ ekonomisini kapsıyorsa, bu durumda sevseniz de sevmeseniz de farklı jenerasyonlar ve yaş grupları arasındaki farkları incelemeniz, kendi imkanlarınız ölçüsünde araştırmanız ve gözlem yapmanız, jenerasyonlar arasındaki farklılıkları aktaran araştırmalardan faydalanmanız gerekmektedir.

Bir çoğumuz (bu gruba ben de dahilim) X Jenerasyonu, Y Jenerasyonu, Generation Why gibi tanımlamalardan hoşlanmayız, bu şekilde kategorize edilmek bizi memnun etmez. Fakat doğru bir şekilde yapılmış gruplandırma çalışmalarına, pazarlamanın her alanında ve özellikle sosyal medya alanında başarılı projeler geliştirmek için ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini de göz ardı edemeyiz.

Bu gerçeğin ışığında, geliştirmekte olduğumuz projelerin başarısı adına, son 6 ayda mesaimin ciddi bir bölümünü farklı yaş gruplarının istek ve beklentilerini, bu beklentilerin nasıl şekillendiğini araştırmaya aktardım. Yazı kapsamında da bu alandaki gözlemlerin sonuçlarını ve bir sonraki jenerasyon için tespit ve tanımlama önerilerini derlemeye çalışacağım.



İlk olarak kısaca değinmek istediğim jenerasyon "baby boomers" veya "bebek patlaması kuşağıdır". Büyük savaşların ardından 1946-1964 döneminde dünyaya gelen bu jenerasyon, bir önceki nesille kıyaslandığında oldukça sağlıklı, eğitim olanaklarına ve iş güvencesine sahip bir nesildi, önceki bir yazının kapsamında değinmiş olduğum gibi, bu neslin yetiştirilme tarzı da, ebeveynlerinin geçirmiş olduğu zor dönemler göz önüne alındığında, iyi eğitim al ve güvenceli bir işe sahip ol, beklentilerini düşük tut eksenindeydi.

Baby Boomers jenerasyonunun ardından gelenlerse, bir çok kaynakta X jenerasyonu olarak adlandırılmaktadır, 1960'lı yıllardan başlayarak 1970'lerin sonuna kadar uzanan sürede dünyaya gelen bu jenerasyonun karakteristik özelliklerine gelince, bireysel özgürlüklerine düşkün ve insan haklarına önem veren bir nesil oldukları belirtilmektedir. Ebeveynlerine kıyasla girişimcilik ruhu gelişmiş olan bu nesil, aynı zamanda karakteristik özellikleri nedeniyle, pazarlamacıların tüketici odaklı alternatif pazarlama metotları geliştirmelerine ön ayak olmuşlardır.

1980'lerin başı ile 2000'lerin başına kadar olan sürede dünyaya gelenler ise, Y jenerasyonu veya Millennials (Milenyum Çocukları) olarak adlandırılmaktadır. Kendi kişisel zamanlarına ve buna bağlı olarak yaşam kalitelerini arttıracak her türlü aktiviteye önceki jenerasyonlara oranla daha fazla değer veren bu nesil pazarlamacıların bir kez daha toplantı odalarına kapanmalarına ve yeni pazarlama yaklaşımları üzerinde çalışmalarına neden olmuştur. Çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse, bundan bir kaç yıl önce hayatımızın değişmez bir parçası haline gelen fırsat sitelerinin, farklı yapıdaki benzerlerinin 1990'ların sonunda ve 2000'lerin başında da denenmiş olması fakat başarısızlığa uğramaları, 2010'lara gelinirken Groupon ve türevlerinin büyük başarı kazanmaları, Milenyum çocuklarının yaşam deneyimleri satın alma ve toplu hareket ederek sosyalleşme ihtiyacının doğru zamanda tespit edilmesi ve giderilmesiyle mümkün olmuştur.

Bu basit örnek doğru pazarlama yaklaşımları ve doğru projelerin geliştirilmesinde, jenerasyonlar arasındaki farkların tespit edilmesinin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir.

Bir kaç paragraf ve kısa özetler ile 2000'lere kadar uzandığımıza göre, artık yazının ana konusu olan ve 2000'lerin başından itibaren dünyaya gelmekte olan nesle göz atmaya başlayabiliriz. Tahmin edebileceğiniz gibi sırada X ve Y jenerasyonlarının çocukları var.

Bir kısım kaynak Millennial Generation'ı takip eden nesli Generation Z olarak tanımlamakla birlikte, bir sosyolog veya toplum bilimci olmamama rağmen, dıştan bakan bir göz olarak, sıradaki jenerasyon için daha doğru bir tanımlamanın Star Generation veya Generation S olabileceğini söylemek isterim.

Maalesef bu tanımlamayı destekleyebilecek bilimsel verilere de sahip değilim, fakat yazının devamındaki ayrıntıları incelerseniz, Dijital Jenerasyon, Z Jenerasyonu ve benzeri tanımlamalara ek olarak özellikle mobil teknolojiler döneminde dünyaya gelen nesli Star Jenerasyonu olarak tanımlamanın mümkün olabileceğini görebilirsiniz.

Hepinizin bildiği üzere, 2005 ve sonrasında mobil teknolojiler ışık hızıyla gelişme göstermeye başlamış ve bugünkü formuna ulaşmıştır, 2000'lerin başında konuşma ve sms üzerine kurulu olan cep telefonu ensdüstrisi, akıllı telefonların sahneye çıkışıyla birlikte format değiştirmiş, ve mobil teknolojiler hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.

X ve Y jenerasyonları bu teknolojilerin oluşması sürecini an be an takip ederken, Star Jenerasyonu ise internet ve mobil teknolojileri su ve hava gibi yaşamlarının devamlılığı için bir gereklilik olarak algılamıştır. X ve Y jenerasyonları bahsi geçen teknolojilerin fayda ve zararları üzerinde kafa patlatırken, bu teknolojileri en doğru şekilde hem sosyal yaşantılarında hem de ekonomik düzen içerisinde doğru şekilde kullanmaya çabalarken, Star Jenerasyonu için internet ve mobil cihazlar uzuvlarından farksızdır, doğduklarından itibaren hayatlarında olan bu değerleri sorgulama ihtiyacı duymaları beklenemez, bizlerin Neden su içtiğimizi. Neden soluk aldığımızı sorgulamadığımız gibi.

Peki özellikle mobil teknolojilerle birlikte doğmuş olmak onlara neler kazandırmıştır? Öncelikle sınıf farkı olmaksızın, hangi gelir düzeyinde ve hangi sosyo ekonomik statüde olurlarsa olsunlar, tüm yeni doğanların ebeveynleri, ileri düzey kameralı bir akıllı telefona, bir facebook veya twitter hesabına, farklı sosyal ağlara erişime sahiptir, bu durum da Star Jenerasyonunun kameralar önünde doğmasına sebep olmuştur.

Biraz kendi çocukluğumuza dönelim, belki ailelerimizin fotoğraf makineları ve video kameraları vardı, çocuklarının resimlerini çekmeye ve çevrelerine göstermeye de oldukça meraklıydılar, fakat hiçbirinde akıllı bir cihaz ve sosyal medya erişimi bulunmuyordu. Yani hiç birimizin Star Jenerasyonu kadar fazla resmimiz, video kaydımız, ve bu kayıtlarımızın sergilenebileceği internet ağları mevcut değildi. Fakat 2000'lerde ve özellikle 2005 ve üstü tarihlerde doğanlarda durum çok farklı, bu jenerasyonun bireyleri ister istemez star ışığına sahipler, ve bu ışık günler geçtikçe, sosyal medya oluşumları güçlendikçe, mobil teknolojiler tabana yayılmaya devam ettikçe çok daha parlak bir hal alacaktır.

Bu kısa girişten sonra, biraz fütüristik yaklaşımlar sergilemenin ve starlarla dolu bir dünyanın geleceğiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunmanın zamanıdır. Starların iki uç nokta karakter sergilediklerini hepimiz görmüşüzdür, ışıkların önünde olmak starları kimi zaman sıra dışı isteklere ve şaşalı yaşantılara sürüklerken, starların ciddi bir bölümünün naif bir tarafları olduğunu, yardım severliklerini, kendilerine sunulmuş olan ışığı iyi yönde kullanma çabalarına da sıkça rastlarız. Star Jenerasyonunun üyelerinin çoğu ister istemez şaşalı yaşantılara sahip olamayacaklardır, bu durum onları umutsuzluğa sürükleyebileceği gibi, benim şahsi görüşüm, starlığın naif ve yardımsever tarafını alacakları yönündedir. Ayrıca zaten hakim oldukları teknolojik altyapıları, bizlerden çok daha doğru şekillerde kullanarak, salt para kazanma amacı gütmeyen faydalı girişimlere imza atacaklarına inancım tam.

Baby Boomers tarafından yetiştirilen X ve Y jenerasyonları, çağın gerektirdiği şekilde, altın ve gümüş gibi maddelere bağlılıklarını sergilerken, dijital çocuklar olan star jenerasyonunun bu ve benzeri maddelere ekonomik anlamda bağımlılıklarının daha az olması ve yeni sanal metalar yaratma çabaları da şu aşamada bilim kurgu gibi gelebilir, fakat 2000'lerde doğan jenerasyonun ekonomiye üretici ve tüketici olarak katılacağı 10-15 yıl sonraki dönemde, adının ne olacağını şimdiden kestiremeyeceğimiz sanal para birimlerinin, dijital ekonomik parametrelerin, değerli taşlar ve madenlerle yarışacak düzeye gelebileceğini de ön görebiliriz.

Bir süredir basında duymakta olduğumuz bitcoin gibi bir sanal para biriminin reel bir kullanım düzeyine erişmesi için henüz çok erken olduğunu söylememiz gerekiyor, bir önceki paragrafta belirttiğim gibi, bu tarz olguların resmiyet kazanması için öncelikle star jenerasyonu bireylerinin ekonomiye katılması, ve ekonominin üst düzey konumlarına yükselmiş olmaları gerekmekte, ekonomi içinde karar verici konumuna yükselme süreçleri de düşünülürse 20 yıl ve üzerinde bir zamana daha ihtiyaç duyulduğunu bize gösteriyor.

Star jenerasyonu tanımlamasını bu yazıda kısaca yaptığımıza göre, ilerleyen dönemlerde pazarlamanın değişmez bir parçası olacak bu yeni jenerasyonun ihtiyaç ve beklentileri üzerine hep birlikte kafa yormaya başlayabiliriz.

6 Kasım 2013 Çarşamba

ARE YOU READY FOR SOCIAL MEDIA 3.0?

We are all wondering about next versions of social media and social networking. Web is becoming more crowded place day by day. Millions of web and mobile applications and an incredible market with billions of dollars. But what will be the next? Unfortunately there is not an exact answer to this question. Maybe good fortune tellers can give some predictions, until a genuis fortune teller found the exact answer. Here are some predictions from an industry expert.

First of all we need to focus on signs and past experiences. In other words we need to focus on web 2.0 and the tools which came with web 2.0. Before web 2.0 internet was a place of simply 2 user types, one of them is the creator and the other one is the audience.

Creator was an indivudual or group of person with adequate technical information about designing and publishing some web content. Audience was a group of person with some interest to creator's content. I know it seems a simple definition, but this is the reality, at the beginning and during first versions of the web, there wasn't complex schemas or definitions.



During years, technological progress started to change the logic and infrastructure of the web. Internet connection speeds were improving day by day, ordinary users were owning advanced computers and mobile devices. A new version of the web became a must, which is called web 2.0.

After web 2.0 Creators and Audiances were merged. In other words, each user of the web 2.0 was not only an audiance they were also become creators. All social media tools, and all projects were designed for this purpose, they were all offering some tools and web 2.0 users can create content with these tools. Last generation of blogging, facebook, twitter and others. Billions of creators make the web a place with unlimited data.



A place of infinite data needs some other tools to collect&organize&share them.

Think about your home, at the beginning you are alone, and you need only one or two closets, once you married, you will need more space, but space is not enough, you also need new closets to organize your stuff, when you have childeren, once again space will not enough neither your closets. Exactly same as the web's latest situation.

Finally we are in a new phase of web and social media, so far, we can call this one social media 3.0. It is time to think about organizing and sharing content. Not creating content, or giving some tools to people to create new content. Here is a simple advise, be relax and stop thinking about Next Big Thing, check the samples below, and start to think about "how you can help the people to organize the infinite content of the web 2.0?"



All of the below samples are not content creation tools, they are offering some tools to help content creators and their audiences to organize web 2.0 data, and make the web more reliable place. They also include different user friendly suggestion tools instead of ugly banner adds.




A tool for collecting and organizing visual stuff which you find on the web.





A tool to find interesting visual stuff, collect and buy them from one place.





A tool to find audio content by a bookmarklet, organize and share the content you find.




A tool for finding, organizing and sharing audiovisuals you loved.


As you can see from above samples they all have same purpose, which is explained within this article.

I did not give detailed explanations about these samples, but you can click on the above links and explore their main ideas yourself, do not hesitate to add any comments to the article.

I hope the article gives some directions to digital marketing and social media people.

28 Ekim 2013 Pazartesi

GİRİŞİMCİNİN 7 ÖLÜMCÜL GÜNAHI


Eminim bir çoğunuz 1995 yapımı  "Seven" filminini izlemişsinizdir, en azından bir yerlerde gözünüze ilişmiştir, ve konuya hakimsinizdir, filmde Brad Pitt,  Morgan Freeman ve Kevin Spacey başrollerdedir, 7 ölümcül günahın çevresinde gelişen bir polisiyedir. Halen izlemeyenler vardır diye filmin konusuna çok fazla değinmeyerek, günahlar tarlasında gezinen biz girişimcilerin bu 7 ölümcül günahtan nasıl ve ne şekilde etkilendiğimizi örneklerle aktarayım.





1. GÜNAH - Kibir, Kendini beğenmişlik 

Girişimcilerin sıklıkla karşılaştıkları, ve kısa süre içerisinde kendilerini kaptırdıkları bir günahtır. Bir girişimcinin çevresi, belli bütçelerin yönetimine eriştiğinde, kısa sürede egosunu şişirecek kişiler tarafından sarılır. Bu kişilerin ve size verecekleri suni mutluluk hissinin ardından içine çekileceğiniz günah kibirdir. Kendini beğenmişlik dehlizine bir kez girdiğinizde, elinizdeki bütçelerin hızla eriyeceğini, ve egonuza hizmet edenlerin de zamanla çevrenizden çekilmeye başlayacaklarını göreceksiniz. İşin sonundaysa egonuzla baş başa kalma ihtimaliniz yüksektir.

2. GÜNAH - Açgözlülük

Girişimcileri zor durumlara sokan bir diğer günah ise açgözlülüktür. Önünüzde sınırlı imkanlarla ve sınırlı kadrolarla çalışmanızı gerektirecek uzunca bir dönem olacaktır, bu dönem içerisinde ekibinizin ve iş ortaklarınızın sizden uzaklaşmalarını sağlayacak günah artık karşınızdadır. Ön saflarda savaşmanızın beklendiği zamanlarda, açgözlülükle kaynakları kullanmaya başlarsanız, kısa süre içerisinde göze çarparak yalnızlaşırsınız, bu nedenle, dikkati elden bırakmayın, kaynaklarınızı savurmayın,  kendinize mutlaka yeterli miktarda parayı ayırın, fakat eğer elinizdeki işe gerçekten güveniyorsanız, asla açgözlü davranmayın.

3. GÜNAH - Şehvet Düşkünlüğü

Şehvet her zaman ve her yerde pusuya yatarak bizleri bekleyen bir günahtır. Daha önceki yazılarımda da yer verdiğim gibi, yeni ekonomik yapı, orta sınıfın güçlenmesi, teknolojinin gelişmesi ve insanoğluna sunulan imkanların artması, şehvete olan düşkünlüğümüzü de arttırmıştır. Eğer bir girişim gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, maddi ve manevi olarak buna hazır olmanız gerekmektedir. Burada şehvetten kastedilenin sadece cinsel çağrışımlar olmadığını, şehvet günahı kapsamına sokulabilecek binlerce durum ve olayın olduğunu da hatırlatmak isterim. En azından belli bir süre için, bir çok şahsi zevkinizden feragat etmeye hazır olun, çünkü şehvet düşkünlüğünüz aynı açgözlülük günahında olduğu gibi kısa sürede fark edilir, özünde çok da iyi olmayan iş dünyası içerisinde bir kez şehvet günahına yakalanan girişimci göz açıp kapayana kadar etrafındakileri kendinden soğutacak ve uzaklaştıracaktır.

4.GÜNAH - Kıskançlık, Hasetlik

Ne tür bir girişim içerisinde olursanız olun, öncelikle ortaklarınız, daha sonra da içeride ve dışarıda farklı ekip kurgularıyla muhatap olmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Bu kadar farklı yapıdaki insan topluluklarıyla bir arada olma ve paylaşımda bulunma zorunluluğunuz, kıskançlık günahını beraberinde getirecektir. Girişimcilik yolculuğunda, hasetle er ya da geç tanışırsınız, bu tanışıklığı ne kadar erken yaşarsanız, ve kıskançlığınızı ne kadar erken boğmayı başarırsanız, kendinize büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Bu günah sadece girişimcileri sarmaz, aynı zamanda iş ve sosyal yaşantımızın farklı alanlarında da karşımıza çıkacak olan, yok etmemiz gereken bir günahtır.

5. GÜNAH - Oburluk

İlk bakışta oburluğun da girişimcileri saran bir günah olduğunu tasavvur etmenizin ve bana hak vermenizin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat gerçek hayatta oburluk da, girişimcinin karşısında dikilen önemli bir günahtır, açgözlülüğe benzemekle birlikte, daha bireysel bir günah olarak ayrılır. Eğer girişiminize başlamanızda birincil amacınız hızlı bir şekilde para yapmak ve işinizi satıp kazandığınız paralarla zevk ve sefa içerisinde bir ömür geçirmekse, siz girişimcinin oburluk günahına çoktan davet edilmişsiniz demektir, ivedilikle girişiminizde en az bir tane para dışı amaç tanımlamalı, ve müşterileriniz için nasıl değer yaratacağınızı belirlemeye başlamalısınız, çünkü siz bir defa girişiminiz ile değer yaratmayı başarır, ve yarattığınız bu değer ile iç dünyanızda mutlu olmayı öğrenirseniz, hiç beklemediğiniz anda paranın sizi bulduğunu, ve peşinizi bırakmadığını göreceksiniz.

6. GÜNAH - Öfke, Yıkıcılık, Gazap Etmek

Öfkenin içine sürüklenmeyeceğiniz, yıkıcılığı ve gazap etmeyi görmeyeceğiniz bir girişim türü henüz icat edilmedi, bu durumda siz de ister istemez öfke günahına zaman zaman çekileceksiniz, sizi bu günahın kıskacından kurtarabilecek tek yol ise empati yeteneğinizi geliştirmek olacaktır, karşınızdakileri anlama çabasını gösterin, fakat onlardan karşı çabayı göremiyorsanız, bu kişilerden uzaklaşın, çünkü sizin kurduğunuz empatiyi kötü amaçla kullanacak ve sizden çıkar sağlayacaklardır. Öfkelendiğiniz zamanlarda, öfkenizi yıkıcı bir şekilde kullanmak yerine hedeflerinize doğru giden yolda sizi kamçılamasını sağlarsanız, bu günahı alt etmiş olursunuz, böylece günah sizi kullanamayacak, aksine siz öfke günahını kendi hesabınıza çalıştırmış olacaksınız.

7. GÜNAH - Tembellik, miskinlik

Girişimciyi saran en önemli günahı en sona bıraktım, son olarak tembellik ve miskinliğin bizleri nasıl sarabileceğine bakalım. Öncelikle girişimci olarak, işinizle ilgili en büyük ve en önemli sorumlulukların size ait olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bir başkası, üçüncü bir şahıs işinizi sizden daha fazla düşünmeyecektir, siz düşündüklerini zannetseniz bile. Bu durumda da sizin herkesten daha fazla işinize konsantre olmanız ve algılarınızın sürekli açık tutmanız gerekecektir, bir kere kendi işinizin rahatlığına kendinizi kaptırarak tembellik günahına girerseniz, çevrenizdekiler bu zaafınızdan faydalanacaklardır. Bu yüzden eğer üzerinizde miskinlik ve bir güçsüzlük hissediyorsanız, maaşlı ve düzenli bir işte çalışmayı girişimciliğe tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Çünkü miskinlik kendi kendini idare edememeyi beraberinde getirir, kendi zamanını verimli yönetemeyen bir bireyin bir ortaklık yapısını ve bir ekibi yönetmesi de mümkün olmayacaktır.

12 Ekim 2013 Cumartesi

KREDİ KARTI ŞAHSİ NAKİT AKIŞINI NASIL MAT ETTİ?


Dün bir haber gördüm, kredi kartlarının ve tüketici kredilerinin kullanımına yeni düzenlemelerin getirilmesi yönünde hamleler yapılıyormuş. Bu haberlere göz gezdirirken, 2012'nin Mayıs ayında yazdığım 2 yazıyı ve bu yazılardaki bazı bölümleri hatırladım, her iki yazı da e-ticaret konusunu merkeze almakla birlikte kredi kartlarının kullanımına ve 2013 içerisinde yaşanabilecek ekonomik gelişmelere değinilmişti, bu yazıya başlamadan önce yazıların linklerini ön bilgi olarak paylaşıyorum.

http://www.ardayanik.com/2012/05/e-ticarette-pasta-bu-kadar-buyuk-mu.html

http://www.ardayanik.com/2012/05/e-ticaret-2012-ikinci-yar-yl-trendleri.html



Aşağıdaki paragraf 9 Mayıs 2012 tarihinde bu blog kapsamında yayınlanan "E-ticaret'te Pasta Bu Kadar Büyük Mü?" başlıklı yazıdan alıntıdır;

Peki bizim ülkemiz neden özellikle e-ticaret alanında yabancı yatırımcıların ilgisini çekiyor? Veya bir diğer soru neden bizde pazar olduğundan daha geniş görünüyor, aslında nedenini bir süredir hepimiz gözden kaçırdık, bizde kredi kartı taksit seçenekleri, nihai tüketici için diğer ülkelerde eşine az rastlanır bir finansal araç sunuyor, tüketici talebini kısmak yerine, ödemelerini uzun vadeye yayarak tüketim alışkanlıklarını değiştirmiyor, bu da ekonomiyi canlı tutuyor, ve talep daralmasının diğer ülkelerde olduğundan daha düşük seviyelerde seyretmesine olanak tanıyor. Aslında oldukça başarılı bir mantık, fakat finansal bilgisi yeterli olmayan bir tüketici kesiminin ellerinde yüksek limitli kredi kartlarının olması ne kadar doğru, tartışmaya açık bir konu. 

Aşağıdaki paragraf 24 Mayıs 2012 tarihinde bu blog kapsamında yayınlanan "E-ticarette 2012 İkinci Yarı Yıl Trendleri" başlıklı yazıdan alıntıdır;


Depremler ve tsunami kaçınılmaz. Özellikle private shopping alanında kapanan girişimlere tanıklık edeceğiz, pazarda şişmiş olan oyuncu sayısı, önümüzdeki 6 ay içerisinde azalmaya başlayacak gibi görünüyor.

Sanırım internetin iyi yanlarından birisi de arkanızda bıraktığınız izlerin zaman içerisinde hem sizin hem de sosyal ağınız tarafından kullanılabiliyor olması, yani boş konuşan ve desteksiz atanlarla, destekli görüşler arasındaki farklar bloglar aleminde kolaylıkla ortaya çıkartılabilir.

Yukarıdaki paragraflardan ilkine yönelik düzenlemelerin yazı yayınlandıktan bir buçuk sene sonra artık gündeme geldiğini görüyoruz, ikinci paragrafa gelince, yaklaşık 3 aylık bir sapmayla, bu tahminlerinde tuttuğunu görmek mümkün, 2012'nin ikinci yarı yılına yönelik yapılan öngörüler, 2013'ün ilk çeyreğinde gerçekleşti, ve adını burada saymayacağım, onlarca e-ticaret firması kepenk kapatmak durumunda kaldı.

Şimdi gelelim bu yazının kapsamına, kredi kartları sayesinde şahsi nakit akışımızı nasıl unuttuğumuza bir göz gezdirelim.

Her birey geliri ne olursa olsun, kendi şahsi nakit akışından sorumludur, formül çok basittir, giderlerimiz gelirlerimizi aştığı anda şahsi bütçemiz açık verir, çevremizdeki ayartanların(burada bahsi geçen bireyler değil, metalardır) sayısı arttıkça, bütçemizin açık verme olasılığı da artar. İşte tam bu aşamada mucizevi bir formül devreye sokulur(!), kredi kartlarıyla uzun vadeli taksitlendirme, bütçemizin verdiği açık bu yolla kamufle edilir, talep ertelenmez.

Yıllar içerisinde aylık gelirimiz arttıkça, kredi kartı limitlerimiz de yükseltilir, yükselen limitler ve taksitlendirme alternatifleri, resmi nakit girişimizle sahip olamayacağımız bir çok metayı elde etmemizi sağlar, bu metaların hepsi de pasif varlıklardır, yani sahip olduğumuzda şahsi nakit akışımıza artı değil, eksi değer katan varlıklardır, aktif varlıklar ise sahip olunduklarında nakit akışımıza az yada çok artı değer katan varlıklardır. Kredi kartlarındaki uzun vadeli taksitlendirme seçenekleri, her geçen gün daha fazla miktarda pasif varlık edinmemiz için bizi teşvik ederler.

Şimdi gelelim bu günkü duruma, kredi kartlarında ve tüketici kredilerinde uzun vadeli taksitlendirmelere yapılacak düzenlemelerin kapsamını bilemiyoruz, asgari ödeme tutarlarının arttırılacağına dair de bilgiler dolanıyor, tüm bu aksiyonlar alınırsa, ekonomide kısa süreli daralma görülebilir, çünkü bu durumda bireysel taleplerin ertelenmesi gerekecektir, asgari ödeme tutarlarının yüzde kırklar seviyesine çekilmesi durumunda bir kaç ay boyunca acı çekeceğimiz de bir gerçek, fakat bir kaç aylık acı, uzun yıllar çekilecek olan acıdan iyidir.

8 Ekim 2013 Salı

Her Yer CEO Her Yer Co-Founder

Bu gün size bir öneride bulunacağım, içinde bulunduğunuz sosyal ağları, iş ağlarını, kariyer sitelerini gözden geçirin, arkadaşlarınızın, yakın çevrenizin ve onların çevresindekilerin ünvanlarına bakın, eminin bir çok CEO ve Co-Founder'a rastlayacaksınız, en azından listelerinizde onlarca müdür ve proje yöneticisi göreceksiniz.

Bunun neresi kötü diye düşünebilirsiniz, haklısınız da, tabi ki kötü bir tarafı yok, girişimcilik bir ülke ekonomisinin en önemli can damarıdır, ortada ne kadar çok CEO ve Co-Founder varsa girişimcilik altyapısı da o kadar gelişmiştir diye düşünebilirsiniz. Girişimciliğin teşvik edilmesi de çok doğru bir politikadır. Fakat eğer girişimciliğin ve buna bağlı olarak yatırımcılığın artı yönlerini gösterip, zorlukların üstünü örtersek, işi basite indirgemiş oluruz, bu durumda da altyapısı yetersiz binlerce ünvan sahibini, bu zorlu yolculuklarında ünvanlarıyla baş başa bırakırız.



Şimdi konuya farklı bir açıdan bakalım, "Baby Boomer" jenerasyonu ve "Generation Me" arasındaki uçurumu kısaca gözden geçirelim, böylece günümüzde neden her yer CEO her yer Co-Founder, çok daha iyi anlamış olacağız.

Baby Boomer jenerasyonu, yani 1946-1964 yılları arasında, büyük savaşların ardından dünyaya gelen neslin dünyaya bakış açıları ve beklentileri bizim dünyaya bakış açımız ve beklentilerimizden oldukça farklıydı. "Baby Boomer"lar dünya üzerindeki varlıklarını bizler kadar çok sorgulamadılar, onlar için ünvanlar bizim için olduğu kadar önem taşımıyordu, yaşama gelme amaçları netti, güvencesi olan bir işe sahip olmak ve bir aile kurmak. Yaşamdan beklentileri bu kadar basite indirgenmiş bir nesil, amaçlarına bizlerden daha kolay ulaşabiliyor, ve çok daha mutlu olabiliyordu, zaten yetiştirilme tarzları da buna müsaade ediyordu.

Zamanla "Baby Boomer"lar büyüdü, güvenceli işlerine ulaştılar, ve ailelerini kurdular, bu kez ebeveyn olma sırası onlardaydı, aile planlaması ve doğum kontrolü olanakları gelişmişti, kendi seçtikleri eşleriyle kurdukları mutlu birlikteliklerden, çocuklar dünyaya gelmeye başladı, kendi ebeveynlerinden görmedikleri ilgiliyi, çocuklarına fazlasıyla gösterdiler, her çocuk kendi ailesi içerisinde bir stardı, aralarındaki tek fark ise, 70li yıllarda doğanların starlık düzeyi 80li yıllarda doğanların starlık düzeyinden ve 80li yıllarda doğanların starlık düzeyi 90lı yıllarda doğanların starlık düzeyinden düşüktü, bu da teknolojinin ilerleme hızı göz önüne alındığında beklenen bir durumdu. Fakat ne olursa olsun hepimiz ben neslinin yani "Generation Me"nin birer parçasıydık. Toz pembe bir dünyanın hayalleriyle donatılmış, şişirilmiş egolarımızla birlikte, tek ve benzersizdik, her şeyi başarabilir, ne istersek olabilirdik.

Zaman bir kez daha hızla ilerledi, Ben neslinin mensupları da büyüdü ve hayata atıldı, kariyerlerini çizme, kendilerini gerçek hayatta ifade etme vakti gelmişti. Dünün starları, farklı üniversitelerde farklı disiplinlerde eğitimler aldılar, bir çoğu tek bir üniversiteyle de yetinmedi ve yüksek lisansla eğitim hayatlarını taçlandırdılar. İş hayatında yer almaya hazırdılar.

Generation Me mensupları, Baby Boomer'lardan ve diğer ara nesillerden farklı olarak itaat etmeye müsait değildiler, bu durum kesinlikle Generation Me mensuplarının kabahati değildi, yetiştirilme tarzının, genel konjonktürün doğal bir sonucuydu, böyle bir neslin ünvan ve mevki bağımlılığının olması da kaçınılmazdı.

Oysa iş hayatı doğası gereği, sabretmeyi gerektiren bir yapıda dizayn edilmişti. Kapitalist düzende basamakları birden bire tırmanmak ve zirveye ulaşmak ancak milyonda bir gerçekleşecek bir olasılıktı, öncelikle en alt katmanlardan başlamak ve toz yutmak gerekiyordu, yani gerektiği ölçüde ara eleman olunmalı ve yapılan iş her neyse en ince detayına kadar öğrenilmeliydi.

Fakat ben neslinin mensupları ara eleman olmayı, üreten olmayı, bilfiil çalışmayı red etmeye programlıydılar, kimse yönetilmek istemiyordu. Tabi ki bir çoğu para kazanmak amacıyla ara eleman olmak zorundaydı, bu konumda olanlarsa aslında kendilerinin hakkı olan üst mevkilerde yer alamamanın verdiği karamsar bir ruh hali içerisine girebiliyordu. Bu yüzden işletmelerde yeni yeni ünvanlar ve mevkiler oluşturulmaya başlandı, maddi olarak tatmin edilemeyen bir çok çalışan, bazı hayali mevkilerle tatmin ediliyordu.

Şimdi yazının en başına dönersek, ve tüm anlatılanları özetlersek, etrafınızda bu kadar fazla CEO ve Co-Founder bulunmasının nedeni, ben nesli olarak özgürlüklerimize ve kendi benliğimize olan düşkünlüğümüzdür.

Çarkın bir parçası olmayı, her önümüze konanı sorgusuz sualsiz kabul etmeyi ben de desteklemiyorum, insanın ideallerinin olması, ekonomiye katkı sağlaması, istihdam yaratması da saygı duyulası bir tutum. Eğer girişimcilik olmasaydı ve herkes güvenceli işlerin peşinde koşsaydı, orta ve küçük ölçekli işletmelerin var olma şansı kalmazdı. Yine de, bu ve benzeri yazıları gözden kaçırmaz ve dikkate alırsak, yeteneklerimizi doğru bir şekilde gözden geçirir, egolarımızı tespit eder ve törpülemeye gayret edersek, uzun vadede yaşayabileceğimiz zorlukların üstesinden gelme şansımız artacaktır.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

Akıllı Adam & Akılsız Adam

Akıllı olan ile akılsız arasındaki farkı merak eder misiniz? Ben çok merak ederim, merakımı gidermek içinse algılarımı açık tutar, çevremi sürekli gözlerim. Şimdi bu gözlemlerin sonuçlarını kısaca paylaşmak istiyorum.


İlk olarak söylemem gerekir ki, bir insan ister akıllı olsun, ister akılsız, şans hayatımızda önemli bir faktör, bir kısım insana doğuştan tanınmış bazı şanslar olduğu bir gerçek, varlıklı bir aileden gelenler, sıra dışı bir güzelliğe veya fiziki bir üstünlüğe sahip olanlar hayata bir kaç gol fazladan atarak başlıyor.

Hayatın içerisinde de çoğu zaman şans, kendimiz için çizmeye çalıştığımız yolu etkiliyor, doğru zamanda doğru yerde olmak, doğru insanlarla tanışmak, ve doğru hamleleri yapabilmek. Tüm bunların şansla ilgili olmadığını söylemek mümkün değil.

Fakat ne kadar şanslı veya ne kadar şanssız olursak olalım, hayattaki yol haritamızı çizerken bize rehberlik eden ve bizi yönlendiren bir öğretmene sahibiz, bu öğretmen ise yapmış olduğumuz hatalardan başkası değil.

Akıllı da olsak, akılsız da, şanslı da olsak, şanssız da, er ya da geç, hayatın içerisinde bir kısım hatalar yapmanız kaçınılmaz.

Hata yapmadığını söyleyenleri ciddiye bile almıyorum.

Daha akıllı olanların, liderlik vasfına sahip kişilerin, en önemli özelliklerinin, egolarını yenmiş oldukları bir gerçek.

Yüksek ego düşük seviyede bilgiyle birlikte gelen, insanı her an alaşağı edebilecek bir özellik. Bu özelliğine fazlaca yatırım yapmış olanları üzülerek akılsızlar sınıfına sokmamız gerekiyor, yüksek egolu bireyler, hatalarını kabullenme yetisine sahip olmadıklarından, aynı hatayı sürekli tekrarlama ihtimalleri de yüksek, daha akıllı olanlar ise hatalarını iyi birer yol gösterici olarak benimser, onlardan alacakları dersleri alçak gönüllülükle kabul ederler.

Alçak gönüllülükle kabul edilmiş olan hatalar, bize yeni ufuklar açan, yolumuzu aydınlatan gerçek öğretmenlerdir. Hata yapmaktan korkarak harekete geçmemek, kendimize olan inancımızı törpüleyeceği gibi, yerimizde saymamıza neden olur. Evet bazen günü kurtarmak güzeldir, günü yakalamak da öyle, fakat mevcut durumumuzu korumak ve hata yapmamak adına kendimizi sürekli durdurmanın da doğru olduğunu söyleyemeyiz.

Böyle bir yazı yazmaya kalkıştığına göre, kendini çok akıllı mı görüyorsun derseniz eğer, cevabım hayır, akılsızlar sınıfında olduğum aşikar, fakat yazıda anlatmaya çalıştığım formülü geç de olsa keşfetmeye başladım ve sınıf atlayıp akıllılar sınıfına terfi etmek için egolarımı yenmeye ve yaptığım hatalarla yüzleşmeye çabalıyorum. Oldukça zor ve hırpalayıcı bir süreç olduğunu söyleyebilirim, fakat yine de denemeye değer.