girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
girişimcilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ağustos 2015 Pazartesi

Monetization İçin 4 Farklı Model

Dijital girişimler alanında faaliyet gösterenlerin veya göstermeye niyetli olanların yol haritalarının hem başlangıç noktasında hem de son noktasında "Monetization" yer alır.

Ticari bir faaliyet olarak hem zaman hem de maddi yatırımlar yaptığımız dijital (web+mobil) projelerimizin belirli bir aşamasında kendi nakit akışlarını sağlamaları ve bir sonraki aşamada karlı yapıya geçmiş olmaları gerekmektedir.



Dijital ticari projemizi ister kendimiz yürütelim, ister yatırım firmalarına sunacak olalım, her iki senaryoda da Monetization yöntemlerimiz, iş modelimizin en önemli noktasını oluşturacaktır.

Henüz Türkçe tam karşılığını veremesek de, oldukça eğreti ve ucuz bir tanımlama olsa da; monetize etmek - paraya çevirmek şeklinde karşılık bulduğunu söyleyebiliriz.

Dijital girişimler için literatürde tanımı bulunan 4 farklı "Monetization" yöntemi yer almaktadır. Bu 4 yöntemden kendi projelerimize en uygun görünen 1 veya 2 tanesini yolun başında belirlememiz, ve yatırımcı dosyalarımız içerisinde doğru projeksiyonlarla bu yöntemleri kendi projelerimizde nasıl uygulayacağımızı gösterebilmemiz gerekmektedir. Yazının başında belirttiğim gibi, projelerimizi kendimiz finanse ediyor olsak bile "Monetization" yöntemlerimize yeterli mesaiyi vermemizde fayda vardır.

Şimdi sırasıyla 4 yöntemi inceleyebiliriz:

* In-App Advertising (Uygulama içi reklam modeli)

Uygulamamız içerisinde, uygulamanın arayüzünü yormayacak ve kullanıcı deneyimini düşürmeyecek yapıda reklam alanları yaratmak ilk olarak inceleyeceğimiz Monetization Modelidir.

Bu modeli kullanmaya karar vermeden önce dikkat etmemiz gereken bazı noktalar bulunmaktadır, Uygulamamızın yapısının hedeflenebilir üye bilgileri almaya müsait olması gerekmektedir, yani yaş cinsiyet ve benzeri demografiklerle düzgün bir şekilde bölümlendirilmiş bir kullanıcı kitlesine sahip olmamız veya uygulamamızın yapısal olarak ileri bir tarihte bu tarz bir kitle oluşturabilmesi gerekmektedir. Çünkü reklam verenler trafik satın alırken doğru hedef kitleye ulaşmak isteyeceklerdir, yeni medya düzeninde yaratılan trafiğin niceliği değil niteliği ve kalitesi çok daha önemli bir hal almıştır.

* Freemium (Gated Features)

Uygulamamızda yer alan özellikleri standart özellikler ve ekstra özellikler olarak iki bölüme ayırmak, yine uygulama içerisinde yaratacağımız farklı üyelik tiplerinden standart üyeliği ücretsiz olarak sunmak, üst seviye üyelikleri ise piyasa şartlarında fiyatlandırarak cazip bir kısım özelliği sadece üst üyelik modeli satın almış olanların kullanımına açmak Freemium (Gated Features) olarak tanımlanmaktadır.

Seviye mantığında çalışan oyunlar için oldukça uygun bir monetization modelidir. Uygulamamız içerisinde geçirilen süre yüksekse ve aynı kullanıcılar tarafından uygulamamız sürekli olarak kullanılmaktaysa freemium modeli kullanmak yararımıza olacaktır. Fakat bu model ile yeterli nakit akışını bize sağlayacak gelir elde edebilmek için hatırı sayılır miktarda düzenli giriş yapan kullanıcı kitlesine sahip olmamız gerektiğini ve bu kitlenin oluşmasının da uzunca bir süre alacağını hesaba katmamız gerekmektedir.


* In-App Purchases

Özellikle oyun bazlı uygulamalarda kullanılan bu modeli farklı tipteki uygulamalarda da kullanmak mümkündür.

Bu modelin temelini uygulama içerisindeki belli özellikleri kullanıcılara ücretli olarak satmak oluşturur. Dijital oyunlarda ekstra hakların satılması veya dijital para birimi satılması gibi yöntemleri bulunmaktadır.

Bu yöntemi uygulayacak olanların  dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır, uygulama içerisindeki alışveriş sepeti yapısına kullanıcıların doğru bir şekilde yönlendirilmesi ve alışveriş sepeti yapısının çok basit olması gerekmektedir. Ayrıca uygulama içerisinde yapılacak olan dijital ürün alımlarında elde edilecek olan faydanın da kullanıcıya çok açık ve basit bir dille anlatılmış olması önemlidir.

*Sponsorships (Incentivized Advertising)

En yeni yöntemlerden biri olan Sponsorships (Incentivized Advertising) uygulama içerisinde belirli hedeflerin konması ve kullanıcıların bu hedeflere ulaşmasıyla birlikte, sponsorlar tarafından ödüllendirilmelerine dayanır.

Uygulamanız hedefli bir yapıya sahipse ve yeterli düzeyde kullanıcıya hızlı bir şekilde erişebileceğinizi ön görüyorsanız, kullanıcılarınızı banner reklamlarıyla sıkmadan, onlara ekstra faydalar sağlayarak Sponsorships (Incentivized Advertising) tercih etmeniz mümkündür. Sponsorlar ise yenilikli bir iş modelinden daha kaliteli trafik elde edecekleri için önümüzdeki dönemlerde yıldızı parlayacak bir "Monetization Modeli" olarak göze çarpmaktadır.

Bu şekilde 4 farklı modeli kısaca incelemiş olduk, farklı fikirleriniz veya bu yazı kapsamında açıklanmış olan modellerle ilgili görüşleriniz varsa sayfa yorumlarından paylaşabilirsiniz.

Faydalı olması ümidiyle...

30 Haziran 2015 Salı

Bu Gün Dene, Çok Geç Olmadan Dene, Hemen Dene!

Hayat rutin, hayat koşturmakla geçiyor...

Geçiyor evet, istesek de istemesek de geçiyor. Bizler de yaşamımız boyunca, dünya üzerinde ama iyi ama kötü bir misafirlik süreci yaşıyoruz.

Bu misafirliğimiz süresince, her günümüzün yaklaşık 8-12 saatlik dilimini bir iş yerinde çalışmakla geçiriyoruz, kimimiz camı penceresi olmayan bir odada bilgisayar başında, kimimiz yollarda, kimimiz bir inşaat alanında, belki bilek gücüyle belki de beyin gücüyle çalışarak ve yıpranarak.

Tablo ne kadar korkutucu görünüyor değil mi? Aslına bakarsanız hiç de korkutucu değil, tam olarak olması gerektiği gibi.

Neden mi? Olay DNA mızla ilgili... Kuşların DNAsı uçmaya, atların DNA'sı koşmaya programlıdır... İşte size bir sürpriz; insanın DNAsı da bir amaca yönelik olarak çalışmaya programlıdır. Bir kuşun DNAsı ile oynarak uçmak yerine karada yaşamasını sağladığımızı düşünün, yaşamı sizce ne kadar uzun sürer. Aynı şey insanlar için de geçerli. Ve biz insanlar kendi DNA'mız ile oynamayı çok
severiz.



DNA'mızda yazılı olan "bir amaca yönelik çalışmak" olgusundan nefret eder, kendimizi çalıştığımız yerden sokaklara atmak için saatleri sayarız. Oysa dünyadaki hiç bir tat, bir amaca yönelik olarak çalışarak, bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkarttığımız küçük veya büyük eserimizin bize yaşatacağı hazzın yerini alamaz.

Üstelik bunu yapmak için doğa tarafından şımartılmış olan üstün yetenekli insanlardan birisi olmamız da gerekmez. Hepimiz kendi becerilerimiz doğrultusunda iş yaşantısı içerisinde bir amaç belirleyebilir ve belirlediğimiz bu amaç doğrultusunda bilgi ve donanımlarımızı arttırarak ortaya farklı değerler çıkartabiliriz.

Çünkü yazının başlangıcında belirtildiği gibi, doğuştan şanslı olan soylu sınıfı dışındaki herkesin yaşamını devam ettirebilmek için ekonomik düzenin bir parçası olması ve bir şekilde diğer insanlara bir servis sağlayarak yaşamını devam ettirecek gelire ulaşması gerekmektedir.

Bu sebepten yapılan iş her ne ise, bu işin yaşamımızın önemli bir bölümüne hakim olacağını kabul etmemiz ve işten kurtulacağımız bir kaç saatlik boş zaman yerine, çalışmakla geçirmek zorunda olduğumuz zamanlardaki yaşam kalitemizi arttırmanın yolunu bulmamız gerekmektedir.

Bunu başarmanın yoluna gelince;

Çalıştığımız iş yerinde bize verilen işi layıkıyla yapmak ve işe bir katma değer ekleyecek fikirler üreterek bu fikirleri hayata geçirmek için çabalamak bu yollardan biridir, tabi ki çalıştığımız
iş ortamında bir çok farklı ve zor karakterle birlikte olmamız gerektiği gerçeğini göz ardı edemeyiz, buna rağmen biz kendi alanımızda elimizden geleni yapar ve oluşturabileceğimiz katma değeri layıkıyla sağlarsak er ya da geç içinde bulunduğumuz iş ortamında veya bir başka iş ortamında, hatta kendi işimizde amaçladığımız başarılara ulaşabiliriz.

Özetlersek her ne işle uğraşıyor olursak olalım, iş içindeki yaşam kalitemizi yükseltmenin yollarını aramak ve bulmak zorundayız, iç huzurun yoğun olduğu mutlu ve dingin bir hayat geçirmenin başka yolu yoktur. Aksi durumda bir günün 10 saatini iş dışında geçireceğimiz 2 saat için heba etmiş oluruz ki, bu da büyük bir zaman israfı anlamına gelir.

28 Ekim 2013 Pazartesi

GİRİŞİMCİNİN 7 ÖLÜMCÜL GÜNAHI


Eminim bir çoğunuz 1995 yapımı  "Seven" filminini izlemişsinizdir, en azından bir yerlerde gözünüze ilişmiştir, ve konuya hakimsinizdir, filmde Brad Pitt,  Morgan Freeman ve Kevin Spacey başrollerdedir, 7 ölümcül günahın çevresinde gelişen bir polisiyedir. Halen izlemeyenler vardır diye filmin konusuna çok fazla değinmeyerek, günahlar tarlasında gezinen biz girişimcilerin bu 7 ölümcül günahtan nasıl ve ne şekilde etkilendiğimizi örneklerle aktarayım.





1. GÜNAH - Kibir, Kendini beğenmişlik 

Girişimcilerin sıklıkla karşılaştıkları, ve kısa süre içerisinde kendilerini kaptırdıkları bir günahtır. Bir girişimcinin çevresi, belli bütçelerin yönetimine eriştiğinde, kısa sürede egosunu şişirecek kişiler tarafından sarılır. Bu kişilerin ve size verecekleri suni mutluluk hissinin ardından içine çekileceğiniz günah kibirdir. Kendini beğenmişlik dehlizine bir kez girdiğinizde, elinizdeki bütçelerin hızla eriyeceğini, ve egonuza hizmet edenlerin de zamanla çevrenizden çekilmeye başlayacaklarını göreceksiniz. İşin sonundaysa egonuzla baş başa kalma ihtimaliniz yüksektir.

2. GÜNAH - Açgözlülük

Girişimcileri zor durumlara sokan bir diğer günah ise açgözlülüktür. Önünüzde sınırlı imkanlarla ve sınırlı kadrolarla çalışmanızı gerektirecek uzunca bir dönem olacaktır, bu dönem içerisinde ekibinizin ve iş ortaklarınızın sizden uzaklaşmalarını sağlayacak günah artık karşınızdadır. Ön saflarda savaşmanızın beklendiği zamanlarda, açgözlülükle kaynakları kullanmaya başlarsanız, kısa süre içerisinde göze çarparak yalnızlaşırsınız, bu nedenle, dikkati elden bırakmayın, kaynaklarınızı savurmayın,  kendinize mutlaka yeterli miktarda parayı ayırın, fakat eğer elinizdeki işe gerçekten güveniyorsanız, asla açgözlü davranmayın.

3. GÜNAH - Şehvet Düşkünlüğü

Şehvet her zaman ve her yerde pusuya yatarak bizleri bekleyen bir günahtır. Daha önceki yazılarımda da yer verdiğim gibi, yeni ekonomik yapı, orta sınıfın güçlenmesi, teknolojinin gelişmesi ve insanoğluna sunulan imkanların artması, şehvete olan düşkünlüğümüzü de arttırmıştır. Eğer bir girişim gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, maddi ve manevi olarak buna hazır olmanız gerekmektedir. Burada şehvetten kastedilenin sadece cinsel çağrışımlar olmadığını, şehvet günahı kapsamına sokulabilecek binlerce durum ve olayın olduğunu da hatırlatmak isterim. En azından belli bir süre için, bir çok şahsi zevkinizden feragat etmeye hazır olun, çünkü şehvet düşkünlüğünüz aynı açgözlülük günahında olduğu gibi kısa sürede fark edilir, özünde çok da iyi olmayan iş dünyası içerisinde bir kez şehvet günahına yakalanan girişimci göz açıp kapayana kadar etrafındakileri kendinden soğutacak ve uzaklaştıracaktır.

4.GÜNAH - Kıskançlık, Hasetlik

Ne tür bir girişim içerisinde olursanız olun, öncelikle ortaklarınız, daha sonra da içeride ve dışarıda farklı ekip kurgularıyla muhatap olmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Bu kadar farklı yapıdaki insan topluluklarıyla bir arada olma ve paylaşımda bulunma zorunluluğunuz, kıskançlık günahını beraberinde getirecektir. Girişimcilik yolculuğunda, hasetle er ya da geç tanışırsınız, bu tanışıklığı ne kadar erken yaşarsanız, ve kıskançlığınızı ne kadar erken boğmayı başarırsanız, kendinize büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Bu günah sadece girişimcileri sarmaz, aynı zamanda iş ve sosyal yaşantımızın farklı alanlarında da karşımıza çıkacak olan, yok etmemiz gereken bir günahtır.

5. GÜNAH - Oburluk

İlk bakışta oburluğun da girişimcileri saran bir günah olduğunu tasavvur etmenizin ve bana hak vermenizin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat gerçek hayatta oburluk da, girişimcinin karşısında dikilen önemli bir günahtır, açgözlülüğe benzemekle birlikte, daha bireysel bir günah olarak ayrılır. Eğer girişiminize başlamanızda birincil amacınız hızlı bir şekilde para yapmak ve işinizi satıp kazandığınız paralarla zevk ve sefa içerisinde bir ömür geçirmekse, siz girişimcinin oburluk günahına çoktan davet edilmişsiniz demektir, ivedilikle girişiminizde en az bir tane para dışı amaç tanımlamalı, ve müşterileriniz için nasıl değer yaratacağınızı belirlemeye başlamalısınız, çünkü siz bir defa girişiminiz ile değer yaratmayı başarır, ve yarattığınız bu değer ile iç dünyanızda mutlu olmayı öğrenirseniz, hiç beklemediğiniz anda paranın sizi bulduğunu, ve peşinizi bırakmadığını göreceksiniz.

6. GÜNAH - Öfke, Yıkıcılık, Gazap Etmek

Öfkenin içine sürüklenmeyeceğiniz, yıkıcılığı ve gazap etmeyi görmeyeceğiniz bir girişim türü henüz icat edilmedi, bu durumda siz de ister istemez öfke günahına zaman zaman çekileceksiniz, sizi bu günahın kıskacından kurtarabilecek tek yol ise empati yeteneğinizi geliştirmek olacaktır, karşınızdakileri anlama çabasını gösterin, fakat onlardan karşı çabayı göremiyorsanız, bu kişilerden uzaklaşın, çünkü sizin kurduğunuz empatiyi kötü amaçla kullanacak ve sizden çıkar sağlayacaklardır. Öfkelendiğiniz zamanlarda, öfkenizi yıkıcı bir şekilde kullanmak yerine hedeflerinize doğru giden yolda sizi kamçılamasını sağlarsanız, bu günahı alt etmiş olursunuz, böylece günah sizi kullanamayacak, aksine siz öfke günahını kendi hesabınıza çalıştırmış olacaksınız.

7. GÜNAH - Tembellik, miskinlik

Girişimciyi saran en önemli günahı en sona bıraktım, son olarak tembellik ve miskinliğin bizleri nasıl sarabileceğine bakalım. Öncelikle girişimci olarak, işinizle ilgili en büyük ve en önemli sorumlulukların size ait olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bir başkası, üçüncü bir şahıs işinizi sizden daha fazla düşünmeyecektir, siz düşündüklerini zannetseniz bile. Bu durumda da sizin herkesten daha fazla işinize konsantre olmanız ve algılarınızın sürekli açık tutmanız gerekecektir, bir kere kendi işinizin rahatlığına kendinizi kaptırarak tembellik günahına girerseniz, çevrenizdekiler bu zaafınızdan faydalanacaklardır. Bu yüzden eğer üzerinizde miskinlik ve bir güçsüzlük hissediyorsanız, maaşlı ve düzenli bir işte çalışmayı girişimciliğe tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Çünkü miskinlik kendi kendini idare edememeyi beraberinde getirir, kendi zamanını verimli yönetemeyen bir bireyin bir ortaklık yapısını ve bir ekibi yönetmesi de mümkün olmayacaktır.

26 Temmuz 2013 Cuma

FİKRİ BULDUK, SATTIK, ÜRETTİK, PEKİ YA SONRA?

Geçtiğimiz Mayıs ayında bu blogda iki farklı yazı yer almıştı, bu yazılardan birinde satan fikir ve yatan fikir kavramlarının incelenmesi yer almaktaydı, ilk okunması gerekenin bu yazı olduğunu düşünüyorum, ve daha önce okumadıysanız eğer, bu durumda sizi şu linke yönlendiriyorum. Bu yazı kapsamında fikrin hayata geçirilmesinden önceki süreçler, yani fikrin akla düştükten sonraki olgunlaşma evresi üzerindeki bazı tespitleri bulabilirsiniz.

İkinci yazı kapsamındaysa, bir internet/teknoloji projesinin yarıda kalmasına neden olan 10 faktörün kısa incelemesi yer almıştı. Eğer okumadıysanız, ikinci olarak da bu yazının okunması gerektiğini düşünerek sizi şu linke yönlendiriyorum.

Her iki yazıyı da okuduğunuzu varsayarak, gelelim üçlemenin son halkasına, fikir bulundu, paketlendi, ilk alıcılarına satıldı ve üretim de gerçekleştirilerek hayata geçirildi. Peki bundan sonra karşınıza neler mi çıkacak? Aradığınız cevapların bir bölümüne bu yazının devamında ulaşabilirsiniz.

Öncelikle internet temelli / teknoloji odaklı bir ürün veya servisiniz varsa, açılış fazınızın yani beta sürecinizin sancılarına göğüs gerebilecek bir finansal yapıya sahip olmanız gerekmektedir, genellikle teknoloji odaklı projelerin beta sürecinden çıkıp, daha stabil bir yapıya kavuşmaları, projenin ölçeğine göre, 3 ay ile 3 yıl arasında değişebilmektedir.

Unutmamanız gereken bir diğer konu, yayına girdiniz veya piyasaya çıktınız, adı her neyse elinizde artık bir beta sürüm var, bu aşamada sizin artık harekete ihtiyacınız var, yani kullanıcı deneyimlerinin yaşanıyor olması gerekmekte, çünkü siz bir dükkan açmadınız, web-teknoloji ekosisteminde, sadece ufak bir damlasınız, damlanın büyümesi ve yağmura dönüşmesi klasik ticaretten farklıdır, klasik ticaretten ne kastettiğimi de bir örnekle anlatayım, işlek bir caddede bir dükkan açtınız, doğru ürün, doğru dekor, doğru satış stratejileri, size ilk günden itibaren nakit akışı getirir, nakit akışının boyutu bir çok parametreden etkilenir, fakat nakit her zaman nakittir. Oysa teknoloji odaklı projelerde ticaretin kuralları farklı çalışır. Birinci ve en önemli kural ise, kullanıcı kitlenizin, betaya girdiğiniz günden itibaren servisinizi deneme ve yayma arzusunda olmaları gerekmektedir. Ne yapıp edip bu arzuyu yaratmanız gerekecektir.

Nakit akışınızla ilgili tahminlerinizi yürütürken de en kötümser senaryoları baz almanızda fayda var, kendinize çizeceğiniz pembe tablolar, ekibiniz ve yatırımcılarınız için oldukça önemli ve motive edicidir, fakat unutulmaması gereken konu, kendi excel dosyalarınızda ve kapalı kapılar ardında mutlaka kötümser senaryoları çalışmış olmanız gerekmektedir. Kötümser senaryolar sizin hareket alanınızı genişletecek, manevra kabiliyetinizi güçlendirecektir.

Son olarak belirtmek isterim ki, projenizin hayata geçtiği ve son kullanıcılarıyla buluştuğu ilk günler en zor günleriniz olacaktır, bu sebeple, ilk kullanıcılarınız yani "beta tester"larınızdan gelecek olan eleştirilere ve önerilere açık olun, ve kontrolü elinizden bırakmamak suretiyle, naktiniz ve vaktinizi iyi yöneterek, sadece ve sadece yapabilecekleriniz(gerçekte projenize katkı sağlayacak öneriler) ölçüsünde sizi yönlendirmelerine izin verin.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Hedef Kitlesini Dinlemeyen Ölüme Mahkumdur

Yeni ekonomik yapılanma, tüketicilerin sınırsız seçme özgürlüklerine kavuşmasını sağladı, internet ortamında bir kaç tıklamayla farklı ürün gruplarını karşılaştırmak, tüketici yorumlarını takip etmek mümkün.

Bu durumun kaçınılmaz bir sonucu olarak, ürün geliştirme ve ARGE aşamasındaki firmaların iş yapış şekillerini yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Konuyu biraz daha açarak farklı vakalarla örneklemenin  anlatımı kolaylaştıracağına inanıyorum. Bu amaçla yazının devamında, ProjePark olarak yaşadığımız bazı kötü geçmiş deneyimlerimizden örnekler vermeye çalışacağım, bu sayede yola yeni çıkacaklara bir nebze de olsa faydamız olacağına inanıyorum.



Kötü geçmiş deneyimlerimizin hepsi de bize değer katan vakalar olmuşlardır, hiç bir deneyimimize geriye dönüp bakarak hayıflanmıyoruz, zaman kaybı olarak görmüyoruz,  aksine, yaşanan kötü deneyimlerin bizler için paha biçilmez eğitimler niteliğinde olduğuna inanıyoruz. Geçmiş deneyimlerimizin bize öğrettiği derslerden bir tanesi ARGE ve ürün geliştirme safhalarında ne yapıp edip potansiyel alıcıların da işin içine dahil edilmesi gerektiği yönünde oldu, hatta proje havunuzda yer alan tüm fikirler içerisinden gerçek anlamda potansiyel müşteriyi işin içine dahil edebileceğiniz projeyi seçip, çok kıymetli vaktinizi de bu projeye kanalize etmenizi önereceğim.

Bizim geçmişte gerçekleştirdiğimiz en önemli hata, ekibimiz içerisinde kendi görüşlerimizin son kullanıcı görüşleriyle örtüşeceğini düşünerek, büyük toplantı masalarında kendi isteklerimiz, şahsi egolarımızla projeler geliştirmemiz olmuştur, yapılan bu tarz ürün geliştirme toplantıları tabi ki fazlasıyla önemli olmakla birlikte, üzülerek söylemek isterim ki bu şekilde gerçekleştirdiğimiz hiç bir projemizde başarıyı yakalamamız mümkün olmamıştır, ürün geliştirme ve ARGE safhalarında üretim ekibinizle yapacağınız  toplantıları literatürde "status meeting" olarak adlandırılan belli süresi ve net planı olan toplantılar şeklinde gerçekleştirmeniz, herkesin ARGE kapsamında birbirinden haberdar olması ve daha etkin sonuçlar almanızı sağlayacaktır. Özellikle sınırlı kaynaklara sahip bir startup'sanız bundan daha farklısı da zaten düşünülemez, çünkü hem maddi kaynaklar hem de insan kaynağınız sınırlı olacağından sizin en değerli sermayeniz zamandır, ve maalesef günümüz tüketim toplumu, hız ve zamana karşı yarış üzerine kurulmuştur, kaybedilen zamanlar ileride başınızı ağrıtacaktır, bizimkisini çokça ağrıtmıştır.

Bir diğer önemli hatamız ise satış rakamlarında sürekli olarak optimist senaryolar kurgulamamız ve planlarımızı da buna bağlı olarak gerçekleştirmemizdir, oysaki yapılması gereken, görünmeyen giderler kalemini her zaman yüksek tutmak, buna karşılık sıfıra yakın gelir elde edileceğini varsayarak en az bir yıllık projeksiyon çıkartmaktır. Bu durumu çözmenin de yegane yolu potansiyel alıcıları işin içine dahil etmekten geçer, gerçek anlamda potansiyel alıcınıza fayda sağlayacak bir servis yakaladığınıza inanıyorsanız, potansiyel alıcılarınız sizi üretim sürecinde de ciddi anlamda destekleyecekler, ve gelirler kaleminizin yerli yerine oturması sürecinin kısalmasına olanak tanıyacaklardır.

Bu yazı kapsamında anlatılmış olanların, tecrübeyle sabit olduğunu bir kez daha belirterek, faydalı olması dileğiyle, çabalarınızda başarılar diliyorum.

21 Mayıs 2012 Pazartesi

GİRİŞİMCİLİK = 7/24 İŞÇİLİK

Haftanın 7 günü ve 24 saat boyunca çalışılan bir iş var mıdır dersiniz? Evet vardır, adına da girişimcilik denir.

Bir çoğunuzun hayallerini yıktığımın farkındayım, genel kanı olarak girişimcilik, bir iş kurduğunuz sizin için insanların çalıştığı, sizin de hayatın keyfine vardığınız bir Alis Harikalar Diyarında projesidir. Fakat gerçek hayatta girişimcilik 7 gün ve 24 saat boyunca beyninizin tüm kıvrımlarında yeni iş fikirlerinin, mevcut işlerinizle ilgili farklı açılımların dolandığı, fiziksel olarak çalışmıyor olsanız bile, düşüncelerinizde çalışmaya devam ettiğiniz bir düzendir.



Aslolan, girişimci ruha sahip kişilerin, zevk aldıkları için çalışmakta olduklarıdır, çalışmaktan zevk alınmayacağı ve sadece para kazanmak, zenginlik, lüks için çalışıldığı yönündeki kanıya karşıyım. Şöyle düşünün,  gününüzün 8 - 10 saatlik dilimini, iş ortamı içerisinde ve çalışarak geçirmek durumundasınız, bir şekilde çalışmak sizin için eziyet ise, mesai saatinin bitimini bekleyerek günlerinizi geçiriyorsanız, bu durumda çok da akılcı hareket etmediğinizi söyleyebilirim, çünkü hem kendiniz hem de çalışma arkadaşlarınız için hayatı cehenneme çeviriyorsunuz demektir. Tabiki iş ortamlarında sizden kaynaklı olmayan sorunlar, farklı kişiliğe sahip muhatap olmanız gereken bir çok insanın olduğunun farkındayım, her an yapmakta olduğunuz işin, istek ve beklentilerinize, bilgi birikimlerinize uygun olmaması da mümkündür, iş hayatınızın farklı evrelerinde maddi ve manevi olarak sizi tatmin etmeyen kötü süreçlerden de geçebilirsiniz, tüm bunlar çok normaldir, ve herkesin belli bir dönem hayatında bu dönemler yer alacaktır. Fakat bir yolunu bulup çalışmayı, bir iş ortamı içerisinde bulunmayı, üretmeyi ve bir işletmenin parçası olmaktan zevk almayı öğrenebilirseniz, bu durumda hem kendi mutluluk endeksinizi yükseltir hem de çevrenizdekilere bir nebze de olsa mutluluk vermiş olursunuz, doğru olan da budur, çünkü mutluluk bir paylaşım şeklinde yayılmadığında, bireysel mutluluklar uçucudur,  ister girişimci olun, isterseniz bir işletmenin bünyesinde yer alan bir profesyonel olun, bu formülü uygulamaya başladığınızda yaşantınızda, hemen yarın olmasa bile, belirli bir süre içerisinde gelişmelere tanık olacağınızı söyleyebilirim.

Konudan çok fazla uzaklaşmadan, size girişimcilikle ilgili bir kötü haber daha vereyim, girişimcilik, okullarda, seminerlerde, girişimcilik eğitim programlarına katılarak ve girişimcilik sertifikaları alınarak öğrenilmez. Yazının ilk paragrafındaki ruh dünyasına sahip olunması gerekir, çevremdeki girişimcilere baktığımda da gördüğüm manzara savunmakta olduğum tezi doğrular nitelikte, hiç birisinin girişimcilikle ilgili yazılar okuyarak, girişimcilik eğitimlerine katılarak başarılı girişimci profilleri çizdiğini görmedim. O nedenle profesyonellik ve girişimcilik ayrımına doğru varılması gerekmektedir. İstihdam yaratmak, ve yaratmış olduğunuz istihdamın hem ülke ekonomisine hem de insanlık yararına oluşturduğu artı değer size bir tatmin duygusu sağlamıyorsa, yani birincil amacınız değer yaratmak değilse, profesyonel hayat daha doğru bir seçim olabilir. Belirtilene yakın, değer yaratma temelli misyonunuz varsa, bu durumda girişimcilik sizin için doğru karardır, er ya da geç, maddi ve manevi mükafatlara ulaşırsınız, bazıları yolculuklarında daha şanslıdırlar ve hedeflerine daha erken ulaşırlar, şans faktörü bazılarına hiç bir zaman uğramaz, fakat gerçek girişimciler şanssızlık hikayelerinin arkasına asla sığınımazlar, gerçek girişimciler, her düşüşten yeni bir ders çıkartarak ayaklarının üzerinde yeniden doğrulurlar ve almış oldukları yaralardan gerekli dersleri çıkartırlar, bu sayede aynı hataları yenilemeyeceklerini bilirler.