Hayat rutin, hayat koşturmakla geçiyor...
Geçiyor evet, istesek de istemesek de geçiyor. Bizler de yaşamımız boyunca, dünya üzerinde ama iyi ama kötü bir misafirlik süreci yaşıyoruz.
Bu misafirliğimiz süresince, her günümüzün yaklaşık 8-12 saatlik dilimini bir iş yerinde çalışmakla geçiriyoruz, kimimiz camı penceresi olmayan bir odada bilgisayar başında, kimimiz yollarda, kimimiz bir inşaat alanında, belki bilek gücüyle belki de beyin gücüyle çalışarak ve yıpranarak.
Tablo ne kadar korkutucu görünüyor değil mi? Aslına bakarsanız hiç de korkutucu değil, tam olarak olması gerektiği gibi.
Neden mi? Olay DNA mızla ilgili... Kuşların DNAsı uçmaya, atların DNA'sı koşmaya programlıdır... İşte size bir sürpriz; insanın DNAsı da bir amaca yönelik olarak çalışmaya programlıdır. Bir kuşun DNAsı ile oynarak uçmak yerine karada yaşamasını sağladığımızı düşünün, yaşamı sizce ne kadar uzun sürer. Aynı şey insanlar için de geçerli. Ve biz insanlar kendi DNA'mız ile oynamayı çok
severiz.
DNA'mızda yazılı olan "bir amaca yönelik çalışmak" olgusundan nefret eder, kendimizi çalıştığımız yerden sokaklara atmak için saatleri sayarız. Oysa dünyadaki hiç bir tat, bir amaca yönelik olarak çalışarak, bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkarttığımız küçük veya büyük eserimizin bize yaşatacağı hazzın yerini alamaz.
Üstelik bunu yapmak için doğa tarafından şımartılmış olan üstün yetenekli insanlardan birisi olmamız da gerekmez. Hepimiz kendi becerilerimiz doğrultusunda iş yaşantısı içerisinde bir amaç belirleyebilir ve belirlediğimiz bu amaç doğrultusunda bilgi ve donanımlarımızı arttırarak ortaya farklı değerler çıkartabiliriz.
Çünkü yazının başlangıcında belirtildiği gibi, doğuştan şanslı olan soylu sınıfı dışındaki herkesin yaşamını devam ettirebilmek için ekonomik düzenin bir parçası olması ve bir şekilde diğer insanlara bir servis sağlayarak yaşamını devam ettirecek gelire ulaşması gerekmektedir.
Bu sebepten yapılan iş her ne ise, bu işin yaşamımızın önemli bir bölümüne hakim olacağını kabul etmemiz ve işten kurtulacağımız bir kaç saatlik boş zaman yerine, çalışmakla geçirmek zorunda olduğumuz zamanlardaki yaşam kalitemizi arttırmanın yolunu bulmamız gerekmektedir.
Bunu başarmanın yoluna gelince;
Çalıştığımız iş yerinde bize verilen işi layıkıyla yapmak ve işe bir katma değer ekleyecek fikirler üreterek bu fikirleri hayata geçirmek için çabalamak bu yollardan biridir, tabi ki çalıştığımız
iş ortamında bir çok farklı ve zor karakterle birlikte olmamız gerektiği gerçeğini göz ardı edemeyiz, buna rağmen biz kendi alanımızda elimizden geleni yapar ve oluşturabileceğimiz katma değeri layıkıyla sağlarsak er ya da geç içinde bulunduğumuz iş ortamında veya bir başka iş ortamında, hatta kendi işimizde amaçladığımız başarılara ulaşabiliriz.
Özetlersek her ne işle uğraşıyor olursak olalım, iş içindeki yaşam kalitemizi yükseltmenin yollarını aramak ve bulmak zorundayız, iç huzurun yoğun olduğu mutlu ve dingin bir hayat geçirmenin başka yolu yoktur. Aksi durumda bir günün 10 saatini iş dışında geçireceğimiz 2 saat için heba etmiş oluruz ki, bu da büyük bir zaman israfı anlamına gelir.
iş fikri bulma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş fikri bulma etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
30 Haziran 2015 Salı
24 Mayıs 2013 Cuma
SATAN FİKİR & YATAN FİKİR
Bir önceki yazı kapsamında Internet ve Teknoloji projelerinin yarıda kalma nedenleri üzerine kısa bir incelemeye yer vermiştim.
Bu yazı kapsamındaysa, bir fikrin üretim aşamasına geçmeden önceki şekillenme ve olgunlaşma süreciyle ilgili bazı saptamaları ve geçmiş dönem deneyimlerini paylaşacağım.
Öncelikle yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, aslında işin özünde 2 tip fikir vardır, bunlardan bir tanesi "SATAN FİKİR" diğeriyse "YATAN FİKİR" olarak tanımlanabilir.
Gelin biz öncelikle "SATAN FİKİR"lerin ortak özelliklerini inceleyelim;
Madem fikir geliştirmeye meraklısınız, öncelikle iyi bir satışçı olmanız gerekiyor, eğer iyi bir satışçı değilseniz, ivedilikle satış becerilerinizi geliştirmenizi önerebilirim.
Çünkü fikrinizi satamazsanız, beyninizin tozlu raflarındaki yerini korumaya devam edecektir.
Şimdi sıkı durun, bir fikrin satılması sürecinde ilk alıcı sizsiniz, yani hem satıcı hem alıcı pozisyonunda olduğunuzu gözden çıkarmayın, bu durumda satış becerilerinize ek olarak, satın alma becerilerinizin de gelişmiş olması gerekiyor.
Eğer kolay ikna olan bir satın almacıysanız, kendinizi kolaylıkla ikna eder, hayata geçmesi mümkün olmayan, veya olsa bile getirisi götürüsünden az olacak fikirler bulduğunuzda sunum dosyanızı elinize alıp sokağa dökülebilirsiniz. Bu yüzden olabildiğince zor bir satın almacı olun ve kendi fikrinizi kendinize satarken sağlam bir SWOT analizinden geçirmeyi ihmal etmeyin. İster inanın ister inanmayın, siz ne kadar zor bir satın almacı olursanız olun, piyasaya fikrinizle çıktığınızda karşılaşacağınız satın almacılar, sizden en az 10 kat daha zor olacaktır.
İlk seferinde ikna eden fikir satıcıları yok mudur derseniz eğer, cevap tabi ki evet, fakat biz buna kendi piyasamızda acemi şansı diyoruz, ve maalesef, piyasanın eskileri bir şekilde birbirini kollar, yeni oyuncuların doğru kişileri ikna etmeleri için çok fazla ter dökmeleri gerekir.
Sonuç olarak "SATAN FİKİR" kavramını özetlersek, özünde hepimiz fikirler ekonomisinin oyuncularıyız, bu oyun sırasında bazılarımızın aklını sürekli yeni fikirlere yorar, bir hastalık gibidir, ilacına gelince, öncelikle aklınızdaki fikirleri kağıda dökerek başlayabilirsiniz, boş bir kağıda aklınıza gelen fikirleri minik notlar halinde geçirin, akabinde fikirlerinizi kendinize satmaya başlayın, kendinizi hangi fikriniz üzerinden en gerçekçi şekilde ikna edebildiyseniz, başkalarına satmanız gereken fikir işte odur.
Durmayın, hemen harekete geçin, ve kendiniz dışındaki satın almacıların peşine düşün. İşin özü fikir değil, işin özü satış, "SATAN FİKİR" üzerine konsantre olun.
Yeşil ışığı, yani "SATAN FİKİR" kavramını inceledik, şimdi gelelim kırmızı ışığa, sırada "YATAN FİKİR" var.
Aslında aklı selim okuyucu yazının bu safhasına kadar gelmişse, "YATAN FİKİR"le ilgili olarak bundan sonra anlatılacakları kendi kafasında oluşturmuş ve "SATAN FİKİR" kavramının tam zıttı olduğunu algılamıştır, biz yine de kısaca üstünde duralım.
Hatırlarsanız, bir önceki aşamada fikirleri kağıda geçirmiştiniz, ilk etapta kendinizi ikna ettiğiniz fikir sizin SATAN FİKRİNİZ, daha doğrusu SATACAĞINIZ FİKRİNİZ, diğerlerine gelince, yani kağıt üstünde kalanlar ise YATAN FİKİRLERİNİZ, ve bunların kağıt üstünde kalmaları, vereceğiniz efor düşünüldüğünde çok daha mantıklıdır, en büyük sermayeniz zaman olduğuna göre, yatması gereken fikirlerinizin hangileri olduğunu baştan tespit edebilirseniz, kıymetli vaktinizi ve sınırlı naktinizi boş yere heba etmemiş olursunuz.
Aynı anada birden fazla "SATAN FİKİR" bulduğunuzu düşünmek, ve aynı andan birden fazla işe birden efor vermek veya pazarlamaya çalışmaksa, benim de yaptığım oldukça yaygın bir hatadır, ve sonu gelmeyecek karmaşık süreçleri beraberinde getirir, olması gereken şudur, kağıt üstünde çokça "YATAN FİKİR" ve sadece bir tane "SATAN FİKİR". Doğru kurguyu yaparak temkinli şekilde risk almanız, ve tüm konsantrasyonunuzu tek bir fikre kanalize etmeniz, başarı şansınızı arttıracaktır.
İleri bir tarihte YATAN FİKİRLERİNİZden herhangi birine benzer bir fikrin hayata geçtiğini görürseniz de sakın üzülmeyin, ve umutsuzluğa kapılmayın bu sizin doğru yolda olduğunuzu ve elediğiniz iş fikirlerinizin bile belirli bir potansiyele sahip olduğunu gösterir, çünkü "YATAN FİKİR" safhasında bıraktığınız ve kendinizi dahi ikna edemediğiniz bir fikriniz için zaten ne harekete geçebilir ve üretim yapabilirdiniz, ne de sokağa çıkıp birilerini ikna edebilirdiniz.
Bu yazı kapsamındaysa, bir fikrin üretim aşamasına geçmeden önceki şekillenme ve olgunlaşma süreciyle ilgili bazı saptamaları ve geçmiş dönem deneyimlerini paylaşacağım.
Öncelikle yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, aslında işin özünde 2 tip fikir vardır, bunlardan bir tanesi "SATAN FİKİR" diğeriyse "YATAN FİKİR" olarak tanımlanabilir.
Gelin biz öncelikle "SATAN FİKİR"lerin ortak özelliklerini inceleyelim;
Madem fikir geliştirmeye meraklısınız, öncelikle iyi bir satışçı olmanız gerekiyor, eğer iyi bir satışçı değilseniz, ivedilikle satış becerilerinizi geliştirmenizi önerebilirim.
Çünkü fikrinizi satamazsanız, beyninizin tozlu raflarındaki yerini korumaya devam edecektir.
Şimdi sıkı durun, bir fikrin satılması sürecinde ilk alıcı sizsiniz, yani hem satıcı hem alıcı pozisyonunda olduğunuzu gözden çıkarmayın, bu durumda satış becerilerinize ek olarak, satın alma becerilerinizin de gelişmiş olması gerekiyor.
Eğer kolay ikna olan bir satın almacıysanız, kendinizi kolaylıkla ikna eder, hayata geçmesi mümkün olmayan, veya olsa bile getirisi götürüsünden az olacak fikirler bulduğunuzda sunum dosyanızı elinize alıp sokağa dökülebilirsiniz. Bu yüzden olabildiğince zor bir satın almacı olun ve kendi fikrinizi kendinize satarken sağlam bir SWOT analizinden geçirmeyi ihmal etmeyin. İster inanın ister inanmayın, siz ne kadar zor bir satın almacı olursanız olun, piyasaya fikrinizle çıktığınızda karşılaşacağınız satın almacılar, sizden en az 10 kat daha zor olacaktır.
İlk seferinde ikna eden fikir satıcıları yok mudur derseniz eğer, cevap tabi ki evet, fakat biz buna kendi piyasamızda acemi şansı diyoruz, ve maalesef, piyasanın eskileri bir şekilde birbirini kollar, yeni oyuncuların doğru kişileri ikna etmeleri için çok fazla ter dökmeleri gerekir.
Sonuç olarak "SATAN FİKİR" kavramını özetlersek, özünde hepimiz fikirler ekonomisinin oyuncularıyız, bu oyun sırasında bazılarımızın aklını sürekli yeni fikirlere yorar, bir hastalık gibidir, ilacına gelince, öncelikle aklınızdaki fikirleri kağıda dökerek başlayabilirsiniz, boş bir kağıda aklınıza gelen fikirleri minik notlar halinde geçirin, akabinde fikirlerinizi kendinize satmaya başlayın, kendinizi hangi fikriniz üzerinden en gerçekçi şekilde ikna edebildiyseniz, başkalarına satmanız gereken fikir işte odur.
Durmayın, hemen harekete geçin, ve kendiniz dışındaki satın almacıların peşine düşün. İşin özü fikir değil, işin özü satış, "SATAN FİKİR" üzerine konsantre olun.
Yeşil ışığı, yani "SATAN FİKİR" kavramını inceledik, şimdi gelelim kırmızı ışığa, sırada "YATAN FİKİR" var.
Aslında aklı selim okuyucu yazının bu safhasına kadar gelmişse, "YATAN FİKİR"le ilgili olarak bundan sonra anlatılacakları kendi kafasında oluşturmuş ve "SATAN FİKİR" kavramının tam zıttı olduğunu algılamıştır, biz yine de kısaca üstünde duralım.
Hatırlarsanız, bir önceki aşamada fikirleri kağıda geçirmiştiniz, ilk etapta kendinizi ikna ettiğiniz fikir sizin SATAN FİKRİNİZ, daha doğrusu SATACAĞINIZ FİKRİNİZ, diğerlerine gelince, yani kağıt üstünde kalanlar ise YATAN FİKİRLERİNİZ, ve bunların kağıt üstünde kalmaları, vereceğiniz efor düşünüldüğünde çok daha mantıklıdır, en büyük sermayeniz zaman olduğuna göre, yatması gereken fikirlerinizin hangileri olduğunu baştan tespit edebilirseniz, kıymetli vaktinizi ve sınırlı naktinizi boş yere heba etmemiş olursunuz.
Aynı anada birden fazla "SATAN FİKİR" bulduğunuzu düşünmek, ve aynı andan birden fazla işe birden efor vermek veya pazarlamaya çalışmaksa, benim de yaptığım oldukça yaygın bir hatadır, ve sonu gelmeyecek karmaşık süreçleri beraberinde getirir, olması gereken şudur, kağıt üstünde çokça "YATAN FİKİR" ve sadece bir tane "SATAN FİKİR". Doğru kurguyu yaparak temkinli şekilde risk almanız, ve tüm konsantrasyonunuzu tek bir fikre kanalize etmeniz, başarı şansınızı arttıracaktır.
İleri bir tarihte YATAN FİKİRLERİNİZden herhangi birine benzer bir fikrin hayata geçtiğini görürseniz de sakın üzülmeyin, ve umutsuzluğa kapılmayın bu sizin doğru yolda olduğunuzu ve elediğiniz iş fikirlerinizin bile belirli bir potansiyele sahip olduğunu gösterir, çünkü "YATAN FİKİR" safhasında bıraktığınız ve kendinizi dahi ikna edemediğiniz bir fikriniz için zaten ne harekete geçebilir ve üretim yapabilirdiniz, ne de sokağa çıkıp birilerini ikna edebilirdiniz.
Etiketler:
başarılı fikirler,
fikir geliştirme,
internet fırsatları,
internet girişimleri,
iş fikri,
iş fikri bulma,
iş geliştirme,
projelendirme,
satan fikir,
swot,
swot analizi,
web girişimleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

