başarılı fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
başarılı fikirler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ekim 2015 Cumartesi

Sosyal Medyada Başarı Formülleri: Basitlik - Basitlik - Basitlik

Geçtiğimiz haftalarda bu blogda sosyal medyada başarı formülleri üzerine 2 farklı yazı yer aldı, bu yazılardan ilkinde lokasyon bazlı uygulamaları, ikincisindeyse davet mekanizmalarını ele aldık.

Şimdi ise değineceğimiz konu piramidin tepe noktasında yer alan ve sosyal medya uygulamalarında başarının kilit noktası olan "Basitlik".

Konu basitlik olunca söylenmesinin çok kolay, fakat uygulamaya aktarılmasının çok zor olduğunu yazının hemen başında kabul etmemiz gerekiyor.



Bu güne kadar yaptığımız uygulamalarda ne kadar çok fonksiyonla işe başladığımızı ve başarılı olan uygulamalarımızda ne kadar az fonksiyonun yer aldığını gördüğümde şaşırıyorum. Ve her seferinde yeni bir çalışma yaptığımızda "Basitliğin" ne derece önemli olduğunu bilmeme rağmen, bir çok farklı fonksiyonu eklemekten ve işin ilerleyen safhalarında sadeleştirmeye çalışmaktan da kendimi alamıyorum.

Bu durum üzerinde kafa yorarken, daha önceden bir yerlerde okuduğum (üzgünüm atıfta bulunamıyorum çünkü nerede okuduğumu hatırlayamıyorum) BİLGİNİN LANETİ tanımı aklıma geldi, evet BİLGİNİN LANETİ, özellikle kırmızıyla yazıyorum, altını çiziyorum ve bold yapıyorum.

Biz sosyal medya girişimcileri, uygulama geliştiriciler, web 2.0 proje üreticileri, hepimiz bir şekilde bilgini lanetinden muzdaribiz, ulaşmamız gereken nihai hedefin basitlik olduğunu biliyoruz, fakat kendi bilgi yoğunluğumuz içerisinde projemizde ilerlerken yaptığımız işe kendimizi o kadar kaptırıyoruz ki, bize basit gelen ve el yordamıyla çok hızlı bir şekilde kullandığımız kendi uygulamalarımızı, son kullanıcıların gözünden görmeyi unutuyoruz.

Aylarca ve belki yıllarca emek verilen uygulamalarımız kullanıcıların eline ulaştığında, biz nasıl rahat bir şekilde kullanabiliyorsak, aynı rahatlıkla ve bizimle eşit kavrayış düzeyinde kullanıcılarımızın da hemen uygulamamıza adapte olmasını bekliyoruz.

Oysa kullanıcılar için biz Facebook News Feed'de yer alan ve sürekli aşağıya doğru akan Postlardan sadece birisiyiz. Onların sınırlı zamanlarından kendi hanemize bir kaç dakikayı yazdırmaya çabalıyoruz, kendi hanemize yazdırdığımız o bir kaç dakika içerisinde, potansiyel kullanıcılarımıza ne kadar basit bir uygulama sunabilirsek, tabana yayılma şansımız da o derece artıyor.

Uygulamamızın son kullanıcı tarafından kavranma süresi ne kadar uzarsa, kullanıcıları kaybetme ve tekrar kazanamama tehlikesiyle karşı karşıyayız demektir.

28 Şubat 2014 Cuma

YAPIŞKAN FİKİRLER VE ŞEHİR EFSANELERİ

Bir fikriniz mi var? Üstelik bu fikriniz dijital dünyayla mı ilgili? Bu durumda benim de size bir soru sormam gerekiyor; Kimin yok ki?

Evet gerçekten de fikirlerin havalarda uçuştuğu bir dönemde yaşıyoruz, sosyal medya, geleneksel medyayı akıl almaz bir hızda yenilenmeye sürükledi ve oyunun kurallarını kökten değiştirdi. Artık fikir geliştirmek ve bu fikirleri satmak sadece reklam ajanslarının veya çok uluslu büyük şirketlerin tekelinde olan bir olgu değil. Herkes kendi ölçeğinde fikirler geliştiriyor, ve fikirlerini satmaya çalışıyor.

Bu noktada akla önemli bir soru geliyor; "Yapışkan fikirler nasıl yaratılır? Ve nasıl birer şehir efsanesine dönüşürler?"

Chip ve Dan Heath kardeşler, "İşte Bu Fikir Tutar!" adlı kitaplarında, Malcolm Gladwell'in 2000 yılında yazdığı "The Tipping Point(Eşik Noktası)" kitabında ortaya atmış olduğu "Yapışkanlık Faktörü" kavramını bir adım ileriye götürerek, başarılı fikirlerin 6 ortak özelliğini tanımlıyorlar.

Bu özellikler;
  • Basitlik 
  • Beklenmediklik
  • Somutluk
  • Güvenilir Olmak
  • Duygulara Hitap Etmek
  • Bir Hikayeye Sahip Olmak
şeklinde sıralanıyor.

Bugüne kadar hem şahsıma ait olan hem de ekibimde yer alanlar veya iletişim halinde olduğum kişiler tarafından önüme getirilen fikirleri göz önüne aldığımda şunu söyleyebilirim, bu formül oldukça basit olmasına rağmen gerçekten işe yarıyor.

Konu hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isteyenlerin her iki kitabı da edinip okumalarını önerebilirim, formülü test etmek içinse gerçek hayatta işe dönüşmüş bir fikre birlikte uygulayarak sonuçların nasıl oluşacağını görebiliriz.

6 özelliğe uyumluluğunu test edeceğimiz fikre gelince, biraz klişe olsa bile, neden herkeste kolaylıkla bir çağrışım uyandıracak olanı denemiyoruz? Evet doğru tahmin ettiniz, Facebook'tan bahsediyorum.

Facebook fenomeniyle ilgili kitaplar yazıldığını ve filmler çekildiğine düşünürsek, kulaktan kulağa yayılması esnasında ortalıkta dolanan şehir efsanelerini de göz önüne alırsak, başlangıç için kullanabileceğimiz ve işimize yarayacak bir örnek olacağını düşünebiliriz.



Basitlik - 2004 yılında Facebook'un ortaya attığı fikir, yıllar içinde eklenen bir çok fonksiyon ile gelişerek farklı bir noktaya gelmiş olsa da, özünde basittir, ve amacını tam olarak anlatır, hatta bu güne kadar gösterdiği tüm değişikliklere rağmen hala "çekirdek" fikir değişmemiştir. "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Fikir net bir şekilde tanımlanmıştır, insanları birbirlerine bağlayan online bir araç. Yatırımların gelmesi ve ekibin genişlemesiyle sürekli olarak sistem yeni özelliklerle gelişse de, çekirdek fikir hiç bir zaman değişmemiştir.

Beklenmediklik - Facebook'u gerçek anlamda yapışkan bir fikre dönüştüren ve diğer sosyal ağ sitelerinden ayrışmasını sağlayan özellik ise "News Feed" ekran yapısı olmuştur, Facebook sürekli beklenmedik sürprizler yapsa da,  News Feed yapısını kurması ve üyelerini bağlı oldukları diğer üyelerin yaşam deneyimleri hakkında düzenli olarak bilgilendirmeye başlaması, sosyal ağ siteleri pazarındaki ilk beklenmedikliği olmuştur. Bu beklenmedik hareket insanoğlunun en büyük zaaflarından olan, çevresindekileri gözetlemek ve kendi yaşantısını çevresindeki insanların yaşamlarıyla mukayese etme arzusuna hizmet etmiş, ve hedefi on ikiden vurmuştur. Halen eskimeyen ve kullanımı devam eden başlıca özellik de budur.

Somutluk - Facebook 2004 senesinde bir Harvard  öğrencisi tarafından, Harvard'ın öğrenci yurdundaki bir odadan yayına alındığında, tanımlaması "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges" şeklinde yapılmaktaydı, hatta asıl ilginç olanı ilk versiyonunda daha da kapalı bir yapıya sahipti, ve sadece harvard.edu uzantılı e-posta adresine sahip olanlar tarafından giriş yapılabilen bir platformdu, kavramlar oldukça soyut görünüyor değil mi? Peki size Facebook'un büyümeye başladığı dönemlerde, başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden olan "Somutluk" üzerinde de durulduğunu ve "Somutluk" sayesinde gerçek bir genişleme trendi yakaladığını söylesem? Bu durumu basit bir örnekle inceleyelim, "online directory" - "online bir insan kataloğu" kavramları size ne ifade ediyor? Kafanızda nasıl bir çağrışım yapıyor? Eminim oldukça soyuttur. Peki bir kaç hafta önce arkadaşlarınızla geçirdiğiniz güzel bir doğum günü yemeği, sizin için kesilen ve üstünde resminizin olduğu kocaman bir pasta? Şimdi biraz somutlaşmaya başladığımıza eminim. Varsayalım henüz üye olmadığınız Facebook isimli bir siteye üye olan bir arkadaşınız doğum günü partinizden bir resminizi Facebook'a ekledi, ve sizi de bu resim içerisinde etiketledi (veya jargona uyarak tagledi de diyebiliriz), ve  size de otomatik bir e-posta ile doğum günü partiniz Facebook'a üye olan bu arkadaşınız tarafından hatırlatılmış oldu, artık kavramlar çok daha somut, arkadaşınızın size "Ben bir online insan kataloğu buldum sen de gelip üye olup bakar mısın?" demesinden çok daha etkili bir yol.

Güvenilir Olmak - Facebook bu gün geldiği noktada bir dünya devine dönüşmüştür, bunun sonucu olarak sürekli eleştirilere uğramakta, güvenlik protokollerini güncel tutmaya ve ihtiyaçlara göre yeni güvenlik protokolleri geliştirmeye çabalamaktadır. Çünkü "Güvenilir Olmak" ilkesinden bir kez saparlarsa bir daha geri dönüşün zor olacağını tahmin etmektedirler.
Devasa boyutlara ulaştığınızda "Güvenilir Olmak" olgusu gittikçe daha zor bir hal alsa da, şu an konumuz başarılı fikirlerin yaratılması olduğuna göre, ilk ortaya çıktığı 2004 yılına geri dönelim, ve yine basitlik kavramında gördüğümüz tanıma bir kez daha bakalım  "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Dikkat ettiğiniz üzere, sosyal network oluşturma kavramını özel kolejlere indirgiyor, yani sadece o koleje ait e-posta adresine sahipseniz giriş yapabiliyorsunuz, ve bu durum başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden "Güvenilir Olmak" tanımına hizmet ediyor. Sosyo ekonomik açıdan birbirlerine yakın olan insanlar güruhu, yani bildiğiniz kişiler ile güvenilir bir ortam yaratma olgusu.

Duygulara Hitap Etmek - Facebook'un kuruluş hikayesinin konu alındığı 2010 yılında gösterimde olan "The Social Network" filmini izleyenler veya filme ilham veren  "The Accidental Billionaires" kitabını okuyanlar ana hikayeyi bilirler. Özetlemek gerekirse; bir Harvard öğrencisi, kendisini terk eden eski sevgilisinden intikam almak için önce bir blog yazısı yayınlar, daha sonra basit bir site kurarak Harvard sunucularını çökertecek bir trafiğe erişir, ve gelişen olaylar ağının sonunda TheFacebook isimli bir sosyal ağ sitesi bularak dünyanın en zengin milyarderi konumuna gelir. Evet kısaca özetlersek kurgu bu şekildedir, aşk ve sonrasında gelen intikam duygusuyla ortaya çıkan bir fikir, tam tahmin ettiğiniz gibi başarılı bir fikrin ortak özelliklerinden olan duygulara Hitap Etmenin tam karşılığı.

Bir Hikayeye Sahip OImak - Facebook fikrinin Duygulara Hitap Etmeyi nasıl başardığını incelerken dikkat ettiğiniz gibi, fikrin özüne bir aşk ve intikam hikayesi serpiştirilmiş, ve bu hikaye kulaktan kulağa yayılma etkisini de kullanarak, kısa sürede bir şehir efsanesine dönüşmüştür. Başarılı fikirlerin altında bilinçli olarak yaratılan veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkan bir hikayenin olduğuna çok güzel bir örnek.


Gördüğünüz gibi Facebook - başarılı fikir testinin tüm aşamalarından geçti. Yukarıdaki açıklamalarda Facebook'un bu gününe hiç değinmediğimi fark etmişsinizdir, benim teste tabi tuttuğum 2014 model milyar dolarlık Facebook.com değildi, 2004 model olan ve Harvard'lı bir öğrenci tarafından, yurt odasında geliştirilen TheFacebook.com'du. Bir kez daha yinelemek isterim ki Facebook örneğini kullanma nedenim, herkesin kolayca içine girebileceği bir örneği ele alarak, örnek vakamızın 6 farklı maddeden hangilerini sağladığını hangilerini ise sağlamadığını görmekti.

Pratik yapmak isterseniz, aklınıza gelecek olan piyasadaki bir çok dijital projeyi bu 6 madde yönünden inceleyebilir, kendi fikirlerinizi de yine bu 6 maddeyi göz önüne alarak basit bir teste tabi tutabilirsiniz.

Sonuçlarla ilgili olarak yorum yazmaktan ve iletişime geçmekten çekinmeyin.

Kim bilir? Belki bir sonraki mükemmel fikrin sahibi içinizden biridir.

24 Mayıs 2013 Cuma

SATAN FİKİR & YATAN FİKİR

Bir önceki yazı kapsamında Internet ve Teknoloji projelerinin yarıda kalma nedenleri üzerine kısa bir incelemeye yer vermiştim.

Bu yazı kapsamındaysa, bir fikrin üretim aşamasına geçmeden önceki şekillenme ve olgunlaşma süreciyle ilgili bazı saptamaları ve geçmiş dönem deneyimlerini paylaşacağım.

Öncelikle yazının başlığından da anlaşılacağı üzere, aslında işin özünde 2 tip fikir vardır, bunlardan bir tanesi "SATAN FİKİR" diğeriyse "YATAN FİKİR" olarak tanımlanabilir.



Gelin biz öncelikle "SATAN FİKİR"lerin ortak özelliklerini inceleyelim;

Madem fikir geliştirmeye meraklısınız, öncelikle iyi bir satışçı olmanız gerekiyor, eğer iyi bir satışçı değilseniz, ivedilikle satış becerilerinizi geliştirmenizi önerebilirim.

Çünkü fikrinizi satamazsanız, beyninizin tozlu raflarındaki yerini korumaya devam edecektir.

Şimdi sıkı durun, bir fikrin satılması sürecinde ilk alıcı sizsiniz, yani hem satıcı hem alıcı pozisyonunda olduğunuzu gözden çıkarmayın, bu durumda satış becerilerinize ek olarak, satın alma becerilerinizin de gelişmiş olması gerekiyor.

Eğer kolay ikna olan bir satın almacıysanız, kendinizi kolaylıkla ikna eder, hayata geçmesi mümkün olmayan, veya olsa bile getirisi götürüsünden az olacak fikirler bulduğunuzda sunum dosyanızı elinize alıp sokağa dökülebilirsiniz. Bu yüzden olabildiğince zor bir satın almacı olun ve kendi fikrinizi kendinize satarken sağlam bir SWOT analizinden geçirmeyi ihmal etmeyin. İster inanın ister inanmayın, siz ne kadar zor bir satın almacı olursanız olun, piyasaya fikrinizle çıktığınızda karşılaşacağınız satın almacılar, sizden en az 10 kat daha zor olacaktır.

İlk seferinde ikna eden fikir satıcıları yok mudur derseniz eğer, cevap tabi ki evet, fakat biz buna kendi piyasamızda acemi  şansı diyoruz, ve maalesef, piyasanın eskileri  bir şekilde birbirini kollar, yeni oyuncuların doğru kişileri ikna etmeleri için çok fazla ter dökmeleri gerekir.

Sonuç olarak "SATAN FİKİR" kavramını özetlersek, özünde hepimiz fikirler ekonomisinin oyuncularıyız, bu oyun sırasında bazılarımızın aklını sürekli yeni fikirlere yorar, bir hastalık gibidir, ilacına gelince, öncelikle aklınızdaki fikirleri kağıda dökerek başlayabilirsiniz, boş bir kağıda aklınıza gelen fikirleri minik notlar halinde geçirin, akabinde fikirlerinizi kendinize satmaya başlayın, kendinizi hangi fikriniz üzerinden en gerçekçi şekilde ikna edebildiyseniz, başkalarına satmanız gereken fikir işte odur.

Durmayın, hemen harekete geçin, ve kendiniz dışındaki satın almacıların peşine düşün. İşin özü fikir değil, işin özü satış, "SATAN FİKİR" üzerine konsantre olun.

Yeşil ışığı, yani "SATAN FİKİR" kavramını inceledik, şimdi gelelim kırmızı ışığa, sırada "YATAN FİKİR" var.

Aslında aklı selim okuyucu yazının bu safhasına kadar gelmişse, "YATAN FİKİR"le ilgili olarak bundan sonra anlatılacakları kendi kafasında oluşturmuş ve "SATAN FİKİR" kavramının tam zıttı olduğunu algılamıştır, biz yine de kısaca üstünde duralım.

Hatırlarsanız, bir önceki aşamada fikirleri kağıda geçirmiştiniz, ilk etapta kendinizi ikna ettiğiniz fikir sizin SATAN FİKRİNİZ, daha doğrusu SATACAĞINIZ FİKRİNİZ, diğerlerine gelince, yani kağıt üstünde kalanlar ise YATAN FİKİRLERİNİZ, ve bunların kağıt üstünde kalmaları, vereceğiniz efor düşünüldüğünde çok daha mantıklıdır, en büyük sermayeniz zaman olduğuna göre, yatması gereken fikirlerinizin hangileri olduğunu baştan tespit edebilirseniz, kıymetli vaktinizi ve sınırlı naktinizi boş yere heba etmemiş olursunuz.

Aynı anada birden fazla "SATAN FİKİR" bulduğunuzu düşünmek, ve aynı andan birden fazla işe birden efor vermek veya pazarlamaya çalışmaksa, benim de yaptığım oldukça yaygın bir hatadır, ve sonu gelmeyecek karmaşık süreçleri beraberinde getirir, olması gereken şudur, kağıt üstünde çokça "YATAN FİKİR" ve sadece bir tane "SATAN FİKİR". Doğru kurguyu yaparak temkinli şekilde risk almanız, ve tüm konsantrasyonunuzu tek bir fikre kanalize etmeniz, başarı şansınızı arttıracaktır.

İleri bir tarihte YATAN FİKİRLERİNİZden herhangi birine benzer bir fikrin hayata geçtiğini görürseniz de sakın üzülmeyin, ve umutsuzluğa kapılmayın bu sizin doğru yolda olduğunuzu ve elediğiniz iş fikirlerinizin bile belirli bir potansiyele sahip olduğunu gösterir, çünkü "YATAN FİKİR" safhasında bıraktığınız ve kendinizi dahi ikna edemediğiniz bir fikriniz için zaten ne harekete geçebilir ve üretim yapabilirdiniz, ne de sokağa çıkıp birilerini ikna edebilirdiniz.