Hayat rutin, hayat koşturmakla geçiyor...
Geçiyor evet, istesek de istemesek de geçiyor. Bizler de yaşamımız boyunca, dünya üzerinde ama iyi ama kötü bir misafirlik süreci yaşıyoruz.
Bu misafirliğimiz süresince, her günümüzün yaklaşık 8-12 saatlik dilimini bir iş yerinde çalışmakla geçiriyoruz, kimimiz camı penceresi olmayan bir odada bilgisayar başında, kimimiz yollarda, kimimiz bir inşaat alanında, belki bilek gücüyle belki de beyin gücüyle çalışarak ve yıpranarak.
Tablo ne kadar korkutucu görünüyor değil mi? Aslına bakarsanız hiç de korkutucu değil, tam olarak olması gerektiği gibi.
Neden mi? Olay DNA mızla ilgili... Kuşların DNAsı uçmaya, atların DNA'sı koşmaya programlıdır... İşte size bir sürpriz; insanın DNAsı da bir amaca yönelik olarak çalışmaya programlıdır. Bir kuşun DNAsı ile oynarak uçmak yerine karada yaşamasını sağladığımızı düşünün, yaşamı sizce ne kadar uzun sürer. Aynı şey insanlar için de geçerli. Ve biz insanlar kendi DNA'mız ile oynamayı çok
severiz.
DNA'mızda yazılı olan "bir amaca yönelik çalışmak" olgusundan nefret eder, kendimizi çalıştığımız yerden sokaklara atmak için saatleri sayarız. Oysa dünyadaki hiç bir tat, bir amaca yönelik olarak çalışarak, bu çalışmanın sonucunda ortaya çıkarttığımız küçük veya büyük eserimizin bize yaşatacağı hazzın yerini alamaz.
Üstelik bunu yapmak için doğa tarafından şımartılmış olan üstün yetenekli insanlardan birisi olmamız da gerekmez. Hepimiz kendi becerilerimiz doğrultusunda iş yaşantısı içerisinde bir amaç belirleyebilir ve belirlediğimiz bu amaç doğrultusunda bilgi ve donanımlarımızı arttırarak ortaya farklı değerler çıkartabiliriz.
Çünkü yazının başlangıcında belirtildiği gibi, doğuştan şanslı olan soylu sınıfı dışındaki herkesin yaşamını devam ettirebilmek için ekonomik düzenin bir parçası olması ve bir şekilde diğer insanlara bir servis sağlayarak yaşamını devam ettirecek gelire ulaşması gerekmektedir.
Bu sebepten yapılan iş her ne ise, bu işin yaşamımızın önemli bir bölümüne hakim olacağını kabul etmemiz ve işten kurtulacağımız bir kaç saatlik boş zaman yerine, çalışmakla geçirmek zorunda olduğumuz zamanlardaki yaşam kalitemizi arttırmanın yolunu bulmamız gerekmektedir.
Bunu başarmanın yoluna gelince;
Çalıştığımız iş yerinde bize verilen işi layıkıyla yapmak ve işe bir katma değer ekleyecek fikirler üreterek bu fikirleri hayata geçirmek için çabalamak bu yollardan biridir, tabi ki çalıştığımız
iş ortamında bir çok farklı ve zor karakterle birlikte olmamız gerektiği gerçeğini göz ardı edemeyiz, buna rağmen biz kendi alanımızda elimizden geleni yapar ve oluşturabileceğimiz katma değeri layıkıyla sağlarsak er ya da geç içinde bulunduğumuz iş ortamında veya bir başka iş ortamında, hatta kendi işimizde amaçladığımız başarılara ulaşabiliriz.
Özetlersek her ne işle uğraşıyor olursak olalım, iş içindeki yaşam kalitemizi yükseltmenin yollarını aramak ve bulmak zorundayız, iç huzurun yoğun olduğu mutlu ve dingin bir hayat geçirmenin başka yolu yoktur. Aksi durumda bir günün 10 saatini iş dışında geçireceğimiz 2 saat için heba etmiş oluruz ki, bu da büyük bir zaman israfı anlamına gelir.
30 Haziran 2015 Salı
28 Temmuz 2014 Pazartesi
GEZİ SAVAŞLARI
Yazıya başlamadan hemen önce, yazının başlığına kısaca açıklık getirmek isterim, burada incelenecek konuların 2013 Haziran ayında yaşanan Gezi Parkı olaylarıyla ilgisi bulunmamaktadır.
Burada anlatılacak olanlar hepimizin bir şekilde, farkında olarak veya olmayarak içerisine çekilmiş olduğumuz, sosyal medya tarafından da tetiklenen Gezi Savaşlarıdır.
Peki Gezi Savaşları ne anlama geliyor? Ve biz Gezi Savaşlarının içerisine nasıl dahil oluyoruz?
Gezi savaşları, sosyoekonomik statülerden bağımsız olarak, toplumun her kesiminden ve her yaş grubundan insanın kolayca kendini kaptırabileceği bir oyun, hatta bir bağımlılık. Bu bağımlılığı yaratan ise, insanların birbirlerini takip etme ve gözetleme dürtülerinden faydalanan, mobil yapıya sahip lokasyon bazlı sosyal medya uygulamalarıdır.
İnsan doğası gereği gezmek, görmek ve keşfetmenin arayışında olan bir varlıktır, oldukça insancıl bir eylem olan bu keşif duygusu, modern insanın ortaya çıkışıyla birlikte tarih sahnesinde yerini almaya başlamış, ve günümüze kadar da artan bir ivmeyle varlığını sürdürmüştür.
Modern insanın en güncel uzantısı olan teknolojik insan ise, keşif duygusunu kendisine sunulan akıllı telefonlar, yüksek çözünürlüğe sahip mobil kameralar ve mobil cihazlara yüklenen lokasyon destekli yazılımlar ile farklı bir boyuta taşımıştır. Artık gezme görme ve keşfetme ihtiyacı sosyal bir statü sembolü haline gelmiş, tırnak içerisinde söylemek gerekirse getirilmiştir.
Günümüzde teknolojik insan, gezdiği ve gördüğü yerleri, foursquare ile etiketliyor, instagram ile özenle filtrelediği fotoğrafları paylaşabiliyor, facebook sayfasında kendi duvarında gezgin yaşam deneyimlerini takipçilerinin beğenisine sunabiliyor ve tüm bu uygulamaların birbirleriyle olan entegrasyonu sayesinde yaşam deneyimlerini sürekli ve düzenli bir şekilde çevresiyle paylaşabiliyor.
Aslına bakarsanız, başlangıçta bu durumu yeni normal olarak benimsiyor ve kimseye bir zararı olmadığını düşünüyordum, ta ki bu paylaşımların gerçek nedenini keşfedene kadar.
Bizler istisnasız bir biçimde birbirimizin hayatına ilgi duyarız, yakın ve uzak çevremizin yaptıkları eylemler bizi ilgilendirir. Bir arkadaşımız tarafından yapılan bir paylaşımı "like"layarak karşılığında bizim ilerleyen zamanlarda yapacağımız bir gezimizden paylaşımlarımızın bu arkadaşımız tarafından "like"lanmasını bekleriz. Alınan "like" adedi zaman içerisinde bizi tatmin eden bir sosyal statü sembolü haline gelir. Ve bu işin temelinde de olduğumuz yerler, bulunduğumuz mekanlar ve yaşadıklarımızı gösterme arzusu yatar.
Yaptığımız üst düzey bir gezimizin paylaşımıyla bir anda yüzlerce kişinin ekranlarına düşmeyi başarırız ve alacağımız "like" adetleri bize anlık bir tatmin duygusu yaşatır. Fakat unutmamamız gereken, bu paylaşımı gören bir çok kişinin maddi ve manevi imkanlarıyla bizim yaşam deneyimlerimizden uzak olma ihtimalleridir, yediğimiz kaliteli bir yemek, yüzmekte olduğumuz serin sular o anda bize istediğimiz "like"ı veren fakat ofis ortamında veya aklımıza bile gelmeyecek bir durumda olan bir arkadaşımız tarafından pek de gönülden gelmemiş olabilir.
Fakat bu durum bizi hiç ilgilendirmez, biz o anda hak ettiğimizi yaşamaktayızdır, ve hakkımız olanı, tüm dünyaya, en azından kendi sanal dünyamıza haykırarak tepkilerini ölçmek isteriz. Aslına bakarsanız amacımız çevremizi içinde bulunduğumuz duruma özendirmek ve onları da Gezi Savaşlarının içerisine çekmektir. Ve genelde de bunda başarılı oluruz, çünkü Gezi Savaşlarının içerisine dahil olmak 18-40 yaş aralığında yer alan orta ve orta üst sınıflar için yeni normaldir.
Bu durum, yukarıda kısaca özetlendiği gibi, sosyal medya araçlarıyla beslenir ve çığ etkisiyle gelişerek, gezi savaşlarına sürekli yeni bireyler dahil edilir. Toplum tarafından yeni normal olarak algılanan Gezi Savaşları, yine toplumun geniş bir kesimi tarafından benimsenir ve teşvik edilir. Gezi Savaşları kapsamındaki bu tarz yaşam deneyi paylaşımlarına karşılık, bireysel olarak yapılan iyilikler, gönüllü yardımlar, ve benzerlerinin gösterilmesi zaten doğası gereği ayıp olarak kabul ediliyor, ve çok sınırlı olan insani hareketler özellikle mobil sosyal medya uygulamalarında kendilerine yer bulamıyor.
Taklit kültürü, sunulan bu sanal dünyayla birlikte, daha bencil ve daha fazla ben merkezcil bireysel aktivitelerin tetiklenmesine olanak tanır, yeni pazarlama araçları da büyük bir coşkuyla bu aktivitelerin gelişmesine hizmet eder, Gezi Savaşlarıyla ne kadar çok yaşam deneyimi paylaşımı sağlanırsa, daha fazla insan bu deneyimlere öykünecek, turizm sektörü başta olmak üzere, hizmet sektörünün farklı kolları ekonomik faydalarını fazlasıyla sağlamış olacaklardır.
Gezi Savaşları olgusu, veya siz adına her ne derseniz deyin, artık yaşamımızın içerisine yerleşmiş durumdadır. Kısa vadede bu olgu aynı şekilde ve gelişerek varlığını sürdürecektir, bununla birlikte gerçek insani faaliyetlerde bulunanların da yaşam deneyimlerini hiç utanmadan ve gururla paylaşmaları daha fazla insanı taklit kültürüyle, Yardımlaşma Savaşı içerisine çekebilir.
Gezi Savaşları asla bitmez, dünya var olduğu sürece farklı formlarda devam edecektir, fakat biraz azalması hepimizin hayrına olacaktır.
Burada anlatılacak olanlar hepimizin bir şekilde, farkında olarak veya olmayarak içerisine çekilmiş olduğumuz, sosyal medya tarafından da tetiklenen Gezi Savaşlarıdır.
Peki Gezi Savaşları ne anlama geliyor? Ve biz Gezi Savaşlarının içerisine nasıl dahil oluyoruz?
Gezi savaşları, sosyoekonomik statülerden bağımsız olarak, toplumun her kesiminden ve her yaş grubundan insanın kolayca kendini kaptırabileceği bir oyun, hatta bir bağımlılık. Bu bağımlılığı yaratan ise, insanların birbirlerini takip etme ve gözetleme dürtülerinden faydalanan, mobil yapıya sahip lokasyon bazlı sosyal medya uygulamalarıdır.
İnsan doğası gereği gezmek, görmek ve keşfetmenin arayışında olan bir varlıktır, oldukça insancıl bir eylem olan bu keşif duygusu, modern insanın ortaya çıkışıyla birlikte tarih sahnesinde yerini almaya başlamış, ve günümüze kadar da artan bir ivmeyle varlığını sürdürmüştür.
Modern insanın en güncel uzantısı olan teknolojik insan ise, keşif duygusunu kendisine sunulan akıllı telefonlar, yüksek çözünürlüğe sahip mobil kameralar ve mobil cihazlara yüklenen lokasyon destekli yazılımlar ile farklı bir boyuta taşımıştır. Artık gezme görme ve keşfetme ihtiyacı sosyal bir statü sembolü haline gelmiş, tırnak içerisinde söylemek gerekirse getirilmiştir.
Günümüzde teknolojik insan, gezdiği ve gördüğü yerleri, foursquare ile etiketliyor, instagram ile özenle filtrelediği fotoğrafları paylaşabiliyor, facebook sayfasında kendi duvarında gezgin yaşam deneyimlerini takipçilerinin beğenisine sunabiliyor ve tüm bu uygulamaların birbirleriyle olan entegrasyonu sayesinde yaşam deneyimlerini sürekli ve düzenli bir şekilde çevresiyle paylaşabiliyor.
Aslına bakarsanız, başlangıçta bu durumu yeni normal olarak benimsiyor ve kimseye bir zararı olmadığını düşünüyordum, ta ki bu paylaşımların gerçek nedenini keşfedene kadar.
Bizler istisnasız bir biçimde birbirimizin hayatına ilgi duyarız, yakın ve uzak çevremizin yaptıkları eylemler bizi ilgilendirir. Bir arkadaşımız tarafından yapılan bir paylaşımı "like"layarak karşılığında bizim ilerleyen zamanlarda yapacağımız bir gezimizden paylaşımlarımızın bu arkadaşımız tarafından "like"lanmasını bekleriz. Alınan "like" adedi zaman içerisinde bizi tatmin eden bir sosyal statü sembolü haline gelir. Ve bu işin temelinde de olduğumuz yerler, bulunduğumuz mekanlar ve yaşadıklarımızı gösterme arzusu yatar.
Yaptığımız üst düzey bir gezimizin paylaşımıyla bir anda yüzlerce kişinin ekranlarına düşmeyi başarırız ve alacağımız "like" adetleri bize anlık bir tatmin duygusu yaşatır. Fakat unutmamamız gereken, bu paylaşımı gören bir çok kişinin maddi ve manevi imkanlarıyla bizim yaşam deneyimlerimizden uzak olma ihtimalleridir, yediğimiz kaliteli bir yemek, yüzmekte olduğumuz serin sular o anda bize istediğimiz "like"ı veren fakat ofis ortamında veya aklımıza bile gelmeyecek bir durumda olan bir arkadaşımız tarafından pek de gönülden gelmemiş olabilir.
Fakat bu durum bizi hiç ilgilendirmez, biz o anda hak ettiğimizi yaşamaktayızdır, ve hakkımız olanı, tüm dünyaya, en azından kendi sanal dünyamıza haykırarak tepkilerini ölçmek isteriz. Aslına bakarsanız amacımız çevremizi içinde bulunduğumuz duruma özendirmek ve onları da Gezi Savaşlarının içerisine çekmektir. Ve genelde de bunda başarılı oluruz, çünkü Gezi Savaşlarının içerisine dahil olmak 18-40 yaş aralığında yer alan orta ve orta üst sınıflar için yeni normaldir.
Bu durum, yukarıda kısaca özetlendiği gibi, sosyal medya araçlarıyla beslenir ve çığ etkisiyle gelişerek, gezi savaşlarına sürekli yeni bireyler dahil edilir. Toplum tarafından yeni normal olarak algılanan Gezi Savaşları, yine toplumun geniş bir kesimi tarafından benimsenir ve teşvik edilir. Gezi Savaşları kapsamındaki bu tarz yaşam deneyi paylaşımlarına karşılık, bireysel olarak yapılan iyilikler, gönüllü yardımlar, ve benzerlerinin gösterilmesi zaten doğası gereği ayıp olarak kabul ediliyor, ve çok sınırlı olan insani hareketler özellikle mobil sosyal medya uygulamalarında kendilerine yer bulamıyor.
Taklit kültürü, sunulan bu sanal dünyayla birlikte, daha bencil ve daha fazla ben merkezcil bireysel aktivitelerin tetiklenmesine olanak tanır, yeni pazarlama araçları da büyük bir coşkuyla bu aktivitelerin gelişmesine hizmet eder, Gezi Savaşlarıyla ne kadar çok yaşam deneyimi paylaşımı sağlanırsa, daha fazla insan bu deneyimlere öykünecek, turizm sektörü başta olmak üzere, hizmet sektörünün farklı kolları ekonomik faydalarını fazlasıyla sağlamış olacaklardır.
Gezi Savaşları olgusu, veya siz adına her ne derseniz deyin, artık yaşamımızın içerisine yerleşmiş durumdadır. Kısa vadede bu olgu aynı şekilde ve gelişerek varlığını sürdürecektir, bununla birlikte gerçek insani faaliyetlerde bulunanların da yaşam deneyimlerini hiç utanmadan ve gururla paylaşmaları daha fazla insanı taklit kültürüyle, Yardımlaşma Savaşı içerisine çekebilir.
Gezi Savaşları asla bitmez, dünya var olduğu sürece farklı formlarda devam edecektir, fakat biraz azalması hepimizin hayrına olacaktır.
28 Şubat 2014 Cuma
YAPIŞKAN FİKİRLER VE ŞEHİR EFSANELERİ
Bir fikriniz mi var? Üstelik bu fikriniz dijital dünyayla mı ilgili? Bu durumda benim de size bir soru sormam gerekiyor; Kimin yok ki?
Evet gerçekten de fikirlerin havalarda uçuştuğu bir dönemde yaşıyoruz, sosyal medya, geleneksel medyayı akıl almaz bir hızda yenilenmeye sürükledi ve oyunun kurallarını kökten değiştirdi. Artık fikir geliştirmek ve bu fikirleri satmak sadece reklam ajanslarının veya çok uluslu büyük şirketlerin tekelinde olan bir olgu değil. Herkes kendi ölçeğinde fikirler geliştiriyor, ve fikirlerini satmaya çalışıyor.
Bu noktada akla önemli bir soru geliyor; "Yapışkan fikirler nasıl yaratılır? Ve nasıl birer şehir efsanesine dönüşürler?"
Chip ve Dan Heath kardeşler, "İşte Bu Fikir Tutar!" adlı kitaplarında, Malcolm Gladwell'in 2000 yılında yazdığı "The Tipping Point(Eşik Noktası)" kitabında ortaya atmış olduğu "Yapışkanlık Faktörü" kavramını bir adım ileriye götürerek, başarılı fikirlerin 6 ortak özelliğini tanımlıyorlar.
Bu özellikler;
Bugüne kadar hem şahsıma ait olan hem de ekibimde yer alanlar veya iletişim halinde olduğum kişiler tarafından önüme getirilen fikirleri göz önüne aldığımda şunu söyleyebilirim, bu formül oldukça basit olmasına rağmen gerçekten işe yarıyor.
Konu hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isteyenlerin her iki kitabı da edinip okumalarını önerebilirim, formülü test etmek içinse gerçek hayatta işe dönüşmüş bir fikre birlikte uygulayarak sonuçların nasıl oluşacağını görebiliriz.
6 özelliğe uyumluluğunu test edeceğimiz fikre gelince, biraz klişe olsa bile, neden herkeste kolaylıkla bir çağrışım uyandıracak olanı denemiyoruz? Evet doğru tahmin ettiniz, Facebook'tan bahsediyorum.
Facebook fenomeniyle ilgili kitaplar yazıldığını ve filmler çekildiğine düşünürsek, kulaktan kulağa yayılması esnasında ortalıkta dolanan şehir efsanelerini de göz önüne alırsak, başlangıç için kullanabileceğimiz ve işimize yarayacak bir örnek olacağını düşünebiliriz.
Basitlik - 2004 yılında Facebook'un ortaya attığı fikir, yıllar içinde eklenen bir çok fonksiyon ile gelişerek farklı bir noktaya gelmiş olsa da, özünde basittir, ve amacını tam olarak anlatır, hatta bu güne kadar gösterdiği tüm değişikliklere rağmen hala "çekirdek" fikir değişmemiştir. "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Fikir net bir şekilde tanımlanmıştır, insanları birbirlerine bağlayan online bir araç. Yatırımların gelmesi ve ekibin genişlemesiyle sürekli olarak sistem yeni özelliklerle gelişse de, çekirdek fikir hiç bir zaman değişmemiştir.
Beklenmediklik - Facebook'u gerçek anlamda yapışkan bir fikre dönüştüren ve diğer sosyal ağ sitelerinden ayrışmasını sağlayan özellik ise "News Feed" ekran yapısı olmuştur, Facebook sürekli beklenmedik sürprizler yapsa da, News Feed yapısını kurması ve üyelerini bağlı oldukları diğer üyelerin yaşam deneyimleri hakkında düzenli olarak bilgilendirmeye başlaması, sosyal ağ siteleri pazarındaki ilk beklenmedikliği olmuştur. Bu beklenmedik hareket insanoğlunun en büyük zaaflarından olan, çevresindekileri gözetlemek ve kendi yaşantısını çevresindeki insanların yaşamlarıyla mukayese etme arzusuna hizmet etmiş, ve hedefi on ikiden vurmuştur. Halen eskimeyen ve kullanımı devam eden başlıca özellik de budur.
Somutluk - Facebook 2004 senesinde bir Harvard öğrencisi tarafından, Harvard'ın öğrenci yurdundaki bir odadan yayına alındığında, tanımlaması "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges" şeklinde yapılmaktaydı, hatta asıl ilginç olanı ilk versiyonunda daha da kapalı bir yapıya sahipti, ve sadece harvard.edu uzantılı e-posta adresine sahip olanlar tarafından giriş yapılabilen bir platformdu, kavramlar oldukça soyut görünüyor değil mi? Peki size Facebook'un büyümeye başladığı dönemlerde, başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden olan "Somutluk" üzerinde de durulduğunu ve "Somutluk" sayesinde gerçek bir genişleme trendi yakaladığını söylesem? Bu durumu basit bir örnekle inceleyelim, "online directory" - "online bir insan kataloğu" kavramları size ne ifade ediyor? Kafanızda nasıl bir çağrışım yapıyor? Eminim oldukça soyuttur. Peki bir kaç hafta önce arkadaşlarınızla geçirdiğiniz güzel bir doğum günü yemeği, sizin için kesilen ve üstünde resminizin olduğu kocaman bir pasta? Şimdi biraz somutlaşmaya başladığımıza eminim. Varsayalım henüz üye olmadığınız Facebook isimli bir siteye üye olan bir arkadaşınız doğum günü partinizden bir resminizi Facebook'a ekledi, ve sizi de bu resim içerisinde etiketledi (veya jargona uyarak tagledi de diyebiliriz), ve size de otomatik bir e-posta ile doğum günü partiniz Facebook'a üye olan bu arkadaşınız tarafından hatırlatılmış oldu, artık kavramlar çok daha somut, arkadaşınızın size "Ben bir online insan kataloğu buldum sen de gelip üye olup bakar mısın?" demesinden çok daha etkili bir yol.
Güvenilir Olmak - Facebook bu gün geldiği noktada bir dünya devine dönüşmüştür, bunun sonucu olarak sürekli eleştirilere uğramakta, güvenlik protokollerini güncel tutmaya ve ihtiyaçlara göre yeni güvenlik protokolleri geliştirmeye çabalamaktadır. Çünkü "Güvenilir Olmak" ilkesinden bir kez saparlarsa bir daha geri dönüşün zor olacağını tahmin etmektedirler.
Devasa boyutlara ulaştığınızda "Güvenilir Olmak" olgusu gittikçe daha zor bir hal alsa da, şu an konumuz başarılı fikirlerin yaratılması olduğuna göre, ilk ortaya çıktığı 2004 yılına geri dönelim, ve yine basitlik kavramında gördüğümüz tanıma bir kez daha bakalım "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Dikkat ettiğiniz üzere, sosyal network oluşturma kavramını özel kolejlere indirgiyor, yani sadece o koleje ait e-posta adresine sahipseniz giriş yapabiliyorsunuz, ve bu durum başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden "Güvenilir Olmak" tanımına hizmet ediyor. Sosyo ekonomik açıdan birbirlerine yakın olan insanlar güruhu, yani bildiğiniz kişiler ile güvenilir bir ortam yaratma olgusu.
Duygulara Hitap Etmek - Facebook'un kuruluş hikayesinin konu alındığı 2010 yılında gösterimde olan "The Social Network" filmini izleyenler veya filme ilham veren "The Accidental Billionaires" kitabını okuyanlar ana hikayeyi bilirler. Özetlemek gerekirse; bir Harvard öğrencisi, kendisini terk eden eski sevgilisinden intikam almak için önce bir blog yazısı yayınlar, daha sonra basit bir site kurarak Harvard sunucularını çökertecek bir trafiğe erişir, ve gelişen olaylar ağının sonunda TheFacebook isimli bir sosyal ağ sitesi bularak dünyanın en zengin milyarderi konumuna gelir. Evet kısaca özetlersek kurgu bu şekildedir, aşk ve sonrasında gelen intikam duygusuyla ortaya çıkan bir fikir, tam tahmin ettiğiniz gibi başarılı bir fikrin ortak özelliklerinden olan duygulara Hitap Etmenin tam karşılığı.
Bir Hikayeye Sahip OImak - Facebook fikrinin Duygulara Hitap Etmeyi nasıl başardığını incelerken dikkat ettiğiniz gibi, fikrin özüne bir aşk ve intikam hikayesi serpiştirilmiş, ve bu hikaye kulaktan kulağa yayılma etkisini de kullanarak, kısa sürede bir şehir efsanesine dönüşmüştür. Başarılı fikirlerin altında bilinçli olarak yaratılan veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkan bir hikayenin olduğuna çok güzel bir örnek.
Gördüğünüz gibi Facebook - başarılı fikir testinin tüm aşamalarından geçti. Yukarıdaki açıklamalarda Facebook'un bu gününe hiç değinmediğimi fark etmişsinizdir, benim teste tabi tuttuğum 2014 model milyar dolarlık Facebook.com değildi, 2004 model olan ve Harvard'lı bir öğrenci tarafından, yurt odasında geliştirilen TheFacebook.com'du. Bir kez daha yinelemek isterim ki Facebook örneğini kullanma nedenim, herkesin kolayca içine girebileceği bir örneği ele alarak, örnek vakamızın 6 farklı maddeden hangilerini sağladığını hangilerini ise sağlamadığını görmekti.
Pratik yapmak isterseniz, aklınıza gelecek olan piyasadaki bir çok dijital projeyi bu 6 madde yönünden inceleyebilir, kendi fikirlerinizi de yine bu 6 maddeyi göz önüne alarak basit bir teste tabi tutabilirsiniz.
Sonuçlarla ilgili olarak yorum yazmaktan ve iletişime geçmekten çekinmeyin.
Kim bilir? Belki bir sonraki mükemmel fikrin sahibi içinizden biridir.
Evet gerçekten de fikirlerin havalarda uçuştuğu bir dönemde yaşıyoruz, sosyal medya, geleneksel medyayı akıl almaz bir hızda yenilenmeye sürükledi ve oyunun kurallarını kökten değiştirdi. Artık fikir geliştirmek ve bu fikirleri satmak sadece reklam ajanslarının veya çok uluslu büyük şirketlerin tekelinde olan bir olgu değil. Herkes kendi ölçeğinde fikirler geliştiriyor, ve fikirlerini satmaya çalışıyor.
Bu noktada akla önemli bir soru geliyor; "Yapışkan fikirler nasıl yaratılır? Ve nasıl birer şehir efsanesine dönüşürler?"
Bu özellikler;
- Basitlik
- Beklenmediklik
- Somutluk
- Güvenilir Olmak
- Duygulara Hitap Etmek
- Bir Hikayeye Sahip Olmak
Bugüne kadar hem şahsıma ait olan hem de ekibimde yer alanlar veya iletişim halinde olduğum kişiler tarafından önüme getirilen fikirleri göz önüne aldığımda şunu söyleyebilirim, bu formül oldukça basit olmasına rağmen gerçekten işe yarıyor.
Konu hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak isteyenlerin her iki kitabı da edinip okumalarını önerebilirim, formülü test etmek içinse gerçek hayatta işe dönüşmüş bir fikre birlikte uygulayarak sonuçların nasıl oluşacağını görebiliriz.
6 özelliğe uyumluluğunu test edeceğimiz fikre gelince, biraz klişe olsa bile, neden herkeste kolaylıkla bir çağrışım uyandıracak olanı denemiyoruz? Evet doğru tahmin ettiniz, Facebook'tan bahsediyorum.
Facebook fenomeniyle ilgili kitaplar yazıldığını ve filmler çekildiğine düşünürsek, kulaktan kulağa yayılması esnasında ortalıkta dolanan şehir efsanelerini de göz önüne alırsak, başlangıç için kullanabileceğimiz ve işimize yarayacak bir örnek olacağını düşünebiliriz.
Basitlik - 2004 yılında Facebook'un ortaya attığı fikir, yıllar içinde eklenen bir çok fonksiyon ile gelişerek farklı bir noktaya gelmiş olsa da, özünde basittir, ve amacını tam olarak anlatır, hatta bu güne kadar gösterdiği tüm değişikliklere rağmen hala "çekirdek" fikir değişmemiştir. "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Fikir net bir şekilde tanımlanmıştır, insanları birbirlerine bağlayan online bir araç. Yatırımların gelmesi ve ekibin genişlemesiyle sürekli olarak sistem yeni özelliklerle gelişse de, çekirdek fikir hiç bir zaman değişmemiştir.
Somutluk - Facebook 2004 senesinde bir Harvard öğrencisi tarafından, Harvard'ın öğrenci yurdundaki bir odadan yayına alındığında, tanımlaması "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges" şeklinde yapılmaktaydı, hatta asıl ilginç olanı ilk versiyonunda daha da kapalı bir yapıya sahipti, ve sadece harvard.edu uzantılı e-posta adresine sahip olanlar tarafından giriş yapılabilen bir platformdu, kavramlar oldukça soyut görünüyor değil mi? Peki size Facebook'un büyümeye başladığı dönemlerde, başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden olan "Somutluk" üzerinde de durulduğunu ve "Somutluk" sayesinde gerçek bir genişleme trendi yakaladığını söylesem? Bu durumu basit bir örnekle inceleyelim, "online directory" - "online bir insan kataloğu" kavramları size ne ifade ediyor? Kafanızda nasıl bir çağrışım yapıyor? Eminim oldukça soyuttur. Peki bir kaç hafta önce arkadaşlarınızla geçirdiğiniz güzel bir doğum günü yemeği, sizin için kesilen ve üstünde resminizin olduğu kocaman bir pasta? Şimdi biraz somutlaşmaya başladığımıza eminim. Varsayalım henüz üye olmadığınız Facebook isimli bir siteye üye olan bir arkadaşınız doğum günü partinizden bir resminizi Facebook'a ekledi, ve sizi de bu resim içerisinde etiketledi (veya jargona uyarak tagledi de diyebiliriz), ve size de otomatik bir e-posta ile doğum günü partiniz Facebook'a üye olan bu arkadaşınız tarafından hatırlatılmış oldu, artık kavramlar çok daha somut, arkadaşınızın size "Ben bir online insan kataloğu buldum sen de gelip üye olup bakar mısın?" demesinden çok daha etkili bir yol.
Güvenilir Olmak - Facebook bu gün geldiği noktada bir dünya devine dönüşmüştür, bunun sonucu olarak sürekli eleştirilere uğramakta, güvenlik protokollerini güncel tutmaya ve ihtiyaçlara göre yeni güvenlik protokolleri geliştirmeye çabalamaktadır. Çünkü "Güvenilir Olmak" ilkesinden bir kez saparlarsa bir daha geri dönüşün zor olacağını tahmin etmektedirler.
Devasa boyutlara ulaştığınızda "Güvenilir Olmak" olgusu gittikçe daha zor bir hal alsa da, şu an konumuz başarılı fikirlerin yaratılması olduğuna göre, ilk ortaya çıktığı 2004 yılına geri dönelim, ve yine basitlik kavramında gördüğümüz tanıma bir kez daha bakalım "TheFacebook is an online directory that connects people throught social networks from colleges". Dikkat ettiğiniz üzere, sosyal network oluşturma kavramını özel kolejlere indirgiyor, yani sadece o koleje ait e-posta adresine sahipseniz giriş yapabiliyorsunuz, ve bu durum başarılı fikirlerin ortak özelliklerinden "Güvenilir Olmak" tanımına hizmet ediyor. Sosyo ekonomik açıdan birbirlerine yakın olan insanlar güruhu, yani bildiğiniz kişiler ile güvenilir bir ortam yaratma olgusu.
Bir Hikayeye Sahip OImak - Facebook fikrinin Duygulara Hitap Etmeyi nasıl başardığını incelerken dikkat ettiğiniz gibi, fikrin özüne bir aşk ve intikam hikayesi serpiştirilmiş, ve bu hikaye kulaktan kulağa yayılma etkisini de kullanarak, kısa sürede bir şehir efsanesine dönüşmüştür. Başarılı fikirlerin altında bilinçli olarak yaratılan veya bilinçsiz bir şekilde ortaya çıkan bir hikayenin olduğuna çok güzel bir örnek.
Gördüğünüz gibi Facebook - başarılı fikir testinin tüm aşamalarından geçti. Yukarıdaki açıklamalarda Facebook'un bu gününe hiç değinmediğimi fark etmişsinizdir, benim teste tabi tuttuğum 2014 model milyar dolarlık Facebook.com değildi, 2004 model olan ve Harvard'lı bir öğrenci tarafından, yurt odasında geliştirilen TheFacebook.com'du. Bir kez daha yinelemek isterim ki Facebook örneğini kullanma nedenim, herkesin kolayca içine girebileceği bir örneği ele alarak, örnek vakamızın 6 farklı maddeden hangilerini sağladığını hangilerini ise sağlamadığını görmekti.
Pratik yapmak isterseniz, aklınıza gelecek olan piyasadaki bir çok dijital projeyi bu 6 madde yönünden inceleyebilir, kendi fikirlerinizi de yine bu 6 maddeyi göz önüne alarak basit bir teste tabi tutabilirsiniz.
Sonuçlarla ilgili olarak yorum yazmaktan ve iletişime geçmekten çekinmeyin.
Kim bilir? Belki bir sonraki mükemmel fikrin sahibi içinizden biridir.
14 Şubat 2014 Cuma
İYİ HUYLU HIRS & KÖTÜ HUYLU HIRS
Günümüz dünyası ve yeni ekonomik düzen, insanların eskisine göre daha hırslı ve öz güven sahibi olmasını gerektiriyor. Fakat burada gözden kaçırılan bir nokta yer almakta, hırsın 2 farklı çeşidi olduğunu bilmemiz, hangi tür hırsa sahip olduğumuzu tespit etmemiz, ve adımlarımızı bu tespitin ışığında atmamız gerekiyor.
Bunlardan ilkini İYİ HUYLU HIRS ikincisini ise KÖTÜ HUYLU HIRS olarak tanımlayabiliriz.
İYİ HUYLU HIRS, özellikle iş yaşantınızda, ister girişimci olun isterse profesyonel bir çalışan, başarı yolunda size hizmet eden, en önemli silahınızdır. Yeterli seviyede hırsa sahip değilseniz, yeteneklerinizi geliştirmeye ve kendinizi yenilemeye ihtiyaç duymazsınız, bu durumun doğal bir sonucu olarak, rutin işleri üstlenmek suretiyle, bir kısır döngü içerisine çekilmeniz olasıdır. İYİ HUYLU HIRS yaşam enerjiniz üzerinde de olumlu etki yaparak ileriye dönük kendinize yatırım yapma girişimlerinizi de tetikler ve gelişmenize katkı sağlar. Tüm bu nedenlerden ötürü, gözünüzü karartmayan ve sizi doğru hedeflere yönlendiren bir miktar hırsa sahip olmanız özellikle girişimcilik alanında, ve tabi ki kurumsal hayat içerisindeki kariyer planlamanızı yaparken size yardımcı olacaktır.
KÖTÜ HUYLU HIRS ise hem girişimciler hem de profesyonellerin kolaylıkla kapılabilecekleri ve içinden çıkmakta zorlanacakları bir tuzaktır. Hayatın her alanında olduğu gibi iş yaşantısında da, güçlü bir görüntü sergilemek, ölçüyü kaçırmadan belli seviyede saldırgan tutum içerisinde bulunmak, bilgi düzeyinizi olduğundan bir miktar fazla göstermek, basamakları ikişerli adımlarla tırmanmak için ekstra efor sergilemek KÖTÜ HUYLU HIRS sahibi kişilerin ortak özellikleri olarak karşımıza çıkar. KÖTÜ HUYLU HIRS içimizi kemiren ve bizi çıkmaz yollara sürükleyecek bir açmazdır. Rekabetin yoğun, plazaların yeterince kalabalık ve yukarıdaki koltukların sınırlı olduğu bir dünya düzeni içerisinde bu açmaza kapılma olasılığımız da yüksektir. KÖTÜ HUYLU HIRS her an benliğimizi sarabilir; akranlarımıza karşı göstereceğimiz kıskançlık, hedefsiz ve amaçsız bir çalışma temposu, ulaşmamızın yıllar alacağı mevkilere kısa yoldan erişme saplantısı gibi farklı formlarda kendini gösterebilir.
Peki bu noktada yapılması gereken nedir?
Öncelikle KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI, İYİ HUYLU HIRSA çevirme çabası içerisine girebiliriz, daha yukarıları ve kendimiz için daha iyi olanı hedeflerken, bir yandan içinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak şükran göstermeyi deneyebiliriz, çünkü iyi durumların daha iyisi olduğu gibi, kötü durumların da daha kötüsü vardır.
Hedeflerimizi belirlemek, ve belirlemiş olduğumuz hedeflere bizi götürecek meziyetleri elde etmek için çaba göstermek de kendimize yapacağımız bir başka iyilik olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta hedeflerin gerçekçi olarak belirlenmesi, ve düzenli aralıklarla revize edilmesidir.
İşin özüne geri dönersek, yaşam kalitemizi yükseltmenin, ve iç huzura erişmenin yolu KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI törpülemek, ve İYİ HUYLU HIRSLARIMIZA yatırım yapmaktan geçiyor.
Bunlardan ilkini İYİ HUYLU HIRS ikincisini ise KÖTÜ HUYLU HIRS olarak tanımlayabiliriz.
İYİ HUYLU HIRS, özellikle iş yaşantınızda, ister girişimci olun isterse profesyonel bir çalışan, başarı yolunda size hizmet eden, en önemli silahınızdır. Yeterli seviyede hırsa sahip değilseniz, yeteneklerinizi geliştirmeye ve kendinizi yenilemeye ihtiyaç duymazsınız, bu durumun doğal bir sonucu olarak, rutin işleri üstlenmek suretiyle, bir kısır döngü içerisine çekilmeniz olasıdır. İYİ HUYLU HIRS yaşam enerjiniz üzerinde de olumlu etki yaparak ileriye dönük kendinize yatırım yapma girişimlerinizi de tetikler ve gelişmenize katkı sağlar. Tüm bu nedenlerden ötürü, gözünüzü karartmayan ve sizi doğru hedeflere yönlendiren bir miktar hırsa sahip olmanız özellikle girişimcilik alanında, ve tabi ki kurumsal hayat içerisindeki kariyer planlamanızı yaparken size yardımcı olacaktır.
KÖTÜ HUYLU HIRS ise hem girişimciler hem de profesyonellerin kolaylıkla kapılabilecekleri ve içinden çıkmakta zorlanacakları bir tuzaktır. Hayatın her alanında olduğu gibi iş yaşantısında da, güçlü bir görüntü sergilemek, ölçüyü kaçırmadan belli seviyede saldırgan tutum içerisinde bulunmak, bilgi düzeyinizi olduğundan bir miktar fazla göstermek, basamakları ikişerli adımlarla tırmanmak için ekstra efor sergilemek KÖTÜ HUYLU HIRS sahibi kişilerin ortak özellikleri olarak karşımıza çıkar. KÖTÜ HUYLU HIRS içimizi kemiren ve bizi çıkmaz yollara sürükleyecek bir açmazdır. Rekabetin yoğun, plazaların yeterince kalabalık ve yukarıdaki koltukların sınırlı olduğu bir dünya düzeni içerisinde bu açmaza kapılma olasılığımız da yüksektir. KÖTÜ HUYLU HIRS her an benliğimizi sarabilir; akranlarımıza karşı göstereceğimiz kıskançlık, hedefsiz ve amaçsız bir çalışma temposu, ulaşmamızın yıllar alacağı mevkilere kısa yoldan erişme saplantısı gibi farklı formlarda kendini gösterebilir.
Peki bu noktada yapılması gereken nedir?
Öncelikle KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI, İYİ HUYLU HIRSA çevirme çabası içerisine girebiliriz, daha yukarıları ve kendimiz için daha iyi olanı hedeflerken, bir yandan içinde bulunduğumuz durumla ilgili olarak şükran göstermeyi deneyebiliriz, çünkü iyi durumların daha iyisi olduğu gibi, kötü durumların da daha kötüsü vardır.
Hedeflerimizi belirlemek, ve belirlemiş olduğumuz hedeflere bizi götürecek meziyetleri elde etmek için çaba göstermek de kendimize yapacağımız bir başka iyilik olacaktır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta hedeflerin gerçekçi olarak belirlenmesi, ve düzenli aralıklarla revize edilmesidir.
İşin özüne geri dönersek, yaşam kalitemizi yükseltmenin, ve iç huzura erişmenin yolu KÖTÜ HUYLU HIRSLARIMIZI törpülemek, ve İYİ HUYLU HIRSLARIMIZA yatırım yapmaktan geçiyor.
23 Aralık 2013 Pazartesi
NE X NE Y JENERASYONU SAHNEDE STAR JENERASYONU
İşiniz pazarlama, sosyal medya ve ağ ekonomisini kapsıyorsa, bu durumda sevseniz de sevmeseniz de farklı jenerasyonlar ve yaş grupları arasındaki farkları incelemeniz, kendi imkanlarınız ölçüsünde araştırmanız ve gözlem yapmanız, jenerasyonlar arasındaki farklılıkları aktaran araştırmalardan faydalanmanız gerekmektedir.
Bir çoğumuz (bu gruba ben de dahilim) X Jenerasyonu, Y Jenerasyonu, Generation Why gibi tanımlamalardan hoşlanmayız, bu şekilde kategorize edilmek bizi memnun etmez. Fakat doğru bir şekilde yapılmış gruplandırma çalışmalarına, pazarlamanın her alanında ve özellikle sosyal medya alanında başarılı projeler geliştirmek için ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini de göz ardı edemeyiz.
Bu gerçeğin ışığında, geliştirmekte olduğumuz projelerin başarısı adına, son 6 ayda mesaimin ciddi bir bölümünü farklı yaş gruplarının istek ve beklentilerini, bu beklentilerin nasıl şekillendiğini araştırmaya aktardım. Yazı kapsamında da bu alandaki gözlemlerin sonuçlarını ve bir sonraki jenerasyon için tespit ve tanımlama önerilerini derlemeye çalışacağım.
İlk olarak kısaca değinmek istediğim jenerasyon "baby boomers" veya "bebek patlaması kuşağıdır". Büyük savaşların ardından 1946-1964 döneminde dünyaya gelen bu jenerasyon, bir önceki nesille kıyaslandığında oldukça sağlıklı, eğitim olanaklarına ve iş güvencesine sahip bir nesildi, önceki bir yazının kapsamında değinmiş olduğum gibi, bu neslin yetiştirilme tarzı da, ebeveynlerinin geçirmiş olduğu zor dönemler göz önüne alındığında, iyi eğitim al ve güvenceli bir işe sahip ol, beklentilerini düşük tut eksenindeydi.
Baby Boomers jenerasyonunun ardından gelenlerse, bir çok kaynakta X jenerasyonu olarak adlandırılmaktadır, 1960'lı yıllardan başlayarak 1970'lerin sonuna kadar uzanan sürede dünyaya gelen bu jenerasyonun karakteristik özelliklerine gelince, bireysel özgürlüklerine düşkün ve insan haklarına önem veren bir nesil oldukları belirtilmektedir. Ebeveynlerine kıyasla girişimcilik ruhu gelişmiş olan bu nesil, aynı zamanda karakteristik özellikleri nedeniyle, pazarlamacıların tüketici odaklı alternatif pazarlama metotları geliştirmelerine ön ayak olmuşlardır.
1980'lerin başı ile 2000'lerin başına kadar olan sürede dünyaya gelenler ise, Y jenerasyonu veya Millennials (Milenyum Çocukları) olarak adlandırılmaktadır. Kendi kişisel zamanlarına ve buna bağlı olarak yaşam kalitelerini arttıracak her türlü aktiviteye önceki jenerasyonlara oranla daha fazla değer veren bu nesil pazarlamacıların bir kez daha toplantı odalarına kapanmalarına ve yeni pazarlama yaklaşımları üzerinde çalışmalarına neden olmuştur. Çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse, bundan bir kaç yıl önce hayatımızın değişmez bir parçası haline gelen fırsat sitelerinin, farklı yapıdaki benzerlerinin 1990'ların sonunda ve 2000'lerin başında da denenmiş olması fakat başarısızlığa uğramaları, 2010'lara gelinirken Groupon ve türevlerinin büyük başarı kazanmaları, Milenyum çocuklarının yaşam deneyimleri satın alma ve toplu hareket ederek sosyalleşme ihtiyacının doğru zamanda tespit edilmesi ve giderilmesiyle mümkün olmuştur.
Bu basit örnek doğru pazarlama yaklaşımları ve doğru projelerin geliştirilmesinde, jenerasyonlar arasındaki farkların tespit edilmesinin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir.
Bir kaç paragraf ve kısa özetler ile 2000'lere kadar uzandığımıza göre, artık yazının ana konusu olan ve 2000'lerin başından itibaren dünyaya gelmekte olan nesle göz atmaya başlayabiliriz. Tahmin edebileceğiniz gibi sırada X ve Y jenerasyonlarının çocukları var.
Bir kısım kaynak Millennial Generation'ı takip eden nesli Generation Z olarak tanımlamakla birlikte, bir sosyolog veya toplum bilimci olmamama rağmen, dıştan bakan bir göz olarak, sıradaki jenerasyon için daha doğru bir tanımlamanın Star Generation veya Generation S olabileceğini söylemek isterim.
Maalesef bu tanımlamayı destekleyebilecek bilimsel verilere de sahip değilim, fakat yazının devamındaki ayrıntıları incelerseniz, Dijital Jenerasyon, Z Jenerasyonu ve benzeri tanımlamalara ek olarak özellikle mobil teknolojiler döneminde dünyaya gelen nesli Star Jenerasyonu olarak tanımlamanın mümkün olabileceğini görebilirsiniz.
Hepinizin bildiği üzere, 2005 ve sonrasında mobil teknolojiler ışık hızıyla gelişme göstermeye başlamış ve bugünkü formuna ulaşmıştır, 2000'lerin başında konuşma ve sms üzerine kurulu olan cep telefonu ensdüstrisi, akıllı telefonların sahneye çıkışıyla birlikte format değiştirmiş, ve mobil teknolojiler hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
X ve Y jenerasyonları bu teknolojilerin oluşması sürecini an be an takip ederken, Star Jenerasyonu ise internet ve mobil teknolojileri su ve hava gibi yaşamlarının devamlılığı için bir gereklilik olarak algılamıştır. X ve Y jenerasyonları bahsi geçen teknolojilerin fayda ve zararları üzerinde kafa patlatırken, bu teknolojileri en doğru şekilde hem sosyal yaşantılarında hem de ekonomik düzen içerisinde doğru şekilde kullanmaya çabalarken, Star Jenerasyonu için internet ve mobil cihazlar uzuvlarından farksızdır, doğduklarından itibaren hayatlarında olan bu değerleri sorgulama ihtiyacı duymaları beklenemez, bizlerin Neden su içtiğimizi. Neden soluk aldığımızı sorgulamadığımız gibi.
Peki özellikle mobil teknolojilerle birlikte doğmuş olmak onlara neler kazandırmıştır? Öncelikle sınıf farkı olmaksızın, hangi gelir düzeyinde ve hangi sosyo ekonomik statüde olurlarsa olsunlar, tüm yeni doğanların ebeveynleri, ileri düzey kameralı bir akıllı telefona, bir facebook veya twitter hesabına, farklı sosyal ağlara erişime sahiptir, bu durum da Star Jenerasyonunun kameralar önünde doğmasına sebep olmuştur.
Biraz kendi çocukluğumuza dönelim, belki ailelerimizin fotoğraf makineları ve video kameraları vardı, çocuklarının resimlerini çekmeye ve çevrelerine göstermeye de oldukça meraklıydılar, fakat hiçbirinde akıllı bir cihaz ve sosyal medya erişimi bulunmuyordu. Yani hiç birimizin Star Jenerasyonu kadar fazla resmimiz, video kaydımız, ve bu kayıtlarımızın sergilenebileceği internet ağları mevcut değildi. Fakat 2000'lerde ve özellikle 2005 ve üstü tarihlerde doğanlarda durum çok farklı, bu jenerasyonun bireyleri ister istemez star ışığına sahipler, ve bu ışık günler geçtikçe, sosyal medya oluşumları güçlendikçe, mobil teknolojiler tabana yayılmaya devam ettikçe çok daha parlak bir hal alacaktır.
Bu kısa girişten sonra, biraz fütüristik yaklaşımlar sergilemenin ve starlarla dolu bir dünyanın geleceğiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunmanın zamanıdır. Starların iki uç nokta karakter sergilediklerini hepimiz görmüşüzdür, ışıkların önünde olmak starları kimi zaman sıra dışı isteklere ve şaşalı yaşantılara sürüklerken, starların ciddi bir bölümünün naif bir tarafları olduğunu, yardım severliklerini, kendilerine sunulmuş olan ışığı iyi yönde kullanma çabalarına da sıkça rastlarız. Star Jenerasyonunun üyelerinin çoğu ister istemez şaşalı yaşantılara sahip olamayacaklardır, bu durum onları umutsuzluğa sürükleyebileceği gibi, benim şahsi görüşüm, starlığın naif ve yardımsever tarafını alacakları yönündedir. Ayrıca zaten hakim oldukları teknolojik altyapıları, bizlerden çok daha doğru şekillerde kullanarak, salt para kazanma amacı gütmeyen faydalı girişimlere imza atacaklarına inancım tam.
Baby Boomers tarafından yetiştirilen X ve Y jenerasyonları, çağın gerektirdiği şekilde, altın ve gümüş gibi maddelere bağlılıklarını sergilerken, dijital çocuklar olan star jenerasyonunun bu ve benzeri maddelere ekonomik anlamda bağımlılıklarının daha az olması ve yeni sanal metalar yaratma çabaları da şu aşamada bilim kurgu gibi gelebilir, fakat 2000'lerde doğan jenerasyonun ekonomiye üretici ve tüketici olarak katılacağı 10-15 yıl sonraki dönemde, adının ne olacağını şimdiden kestiremeyeceğimiz sanal para birimlerinin, dijital ekonomik parametrelerin, değerli taşlar ve madenlerle yarışacak düzeye gelebileceğini de ön görebiliriz.
Bir süredir basında duymakta olduğumuz bitcoin gibi bir sanal para biriminin reel bir kullanım düzeyine erişmesi için henüz çok erken olduğunu söylememiz gerekiyor, bir önceki paragrafta belirttiğim gibi, bu tarz olguların resmiyet kazanması için öncelikle star jenerasyonu bireylerinin ekonomiye katılması, ve ekonominin üst düzey konumlarına yükselmiş olmaları gerekmekte, ekonomi içinde karar verici konumuna yükselme süreçleri de düşünülürse 20 yıl ve üzerinde bir zamana daha ihtiyaç duyulduğunu bize gösteriyor.
Star jenerasyonu tanımlamasını bu yazıda kısaca yaptığımıza göre, ilerleyen dönemlerde pazarlamanın değişmez bir parçası olacak bu yeni jenerasyonun ihtiyaç ve beklentileri üzerine hep birlikte kafa yormaya başlayabiliriz.
Bir çoğumuz (bu gruba ben de dahilim) X Jenerasyonu, Y Jenerasyonu, Generation Why gibi tanımlamalardan hoşlanmayız, bu şekilde kategorize edilmek bizi memnun etmez. Fakat doğru bir şekilde yapılmış gruplandırma çalışmalarına, pazarlamanın her alanında ve özellikle sosyal medya alanında başarılı projeler geliştirmek için ihtiyaç duyduğumuz gerçeğini de göz ardı edemeyiz.
Bu gerçeğin ışığında, geliştirmekte olduğumuz projelerin başarısı adına, son 6 ayda mesaimin ciddi bir bölümünü farklı yaş gruplarının istek ve beklentilerini, bu beklentilerin nasıl şekillendiğini araştırmaya aktardım. Yazı kapsamında da bu alandaki gözlemlerin sonuçlarını ve bir sonraki jenerasyon için tespit ve tanımlama önerilerini derlemeye çalışacağım.
İlk olarak kısaca değinmek istediğim jenerasyon "baby boomers" veya "bebek patlaması kuşağıdır". Büyük savaşların ardından 1946-1964 döneminde dünyaya gelen bu jenerasyon, bir önceki nesille kıyaslandığında oldukça sağlıklı, eğitim olanaklarına ve iş güvencesine sahip bir nesildi, önceki bir yazının kapsamında değinmiş olduğum gibi, bu neslin yetiştirilme tarzı da, ebeveynlerinin geçirmiş olduğu zor dönemler göz önüne alındığında, iyi eğitim al ve güvenceli bir işe sahip ol, beklentilerini düşük tut eksenindeydi.
Baby Boomers jenerasyonunun ardından gelenlerse, bir çok kaynakta X jenerasyonu olarak adlandırılmaktadır, 1960'lı yıllardan başlayarak 1970'lerin sonuna kadar uzanan sürede dünyaya gelen bu jenerasyonun karakteristik özelliklerine gelince, bireysel özgürlüklerine düşkün ve insan haklarına önem veren bir nesil oldukları belirtilmektedir. Ebeveynlerine kıyasla girişimcilik ruhu gelişmiş olan bu nesil, aynı zamanda karakteristik özellikleri nedeniyle, pazarlamacıların tüketici odaklı alternatif pazarlama metotları geliştirmelerine ön ayak olmuşlardır.
1980'lerin başı ile 2000'lerin başına kadar olan sürede dünyaya gelenler ise, Y jenerasyonu veya Millennials (Milenyum Çocukları) olarak adlandırılmaktadır. Kendi kişisel zamanlarına ve buna bağlı olarak yaşam kalitelerini arttıracak her türlü aktiviteye önceki jenerasyonlara oranla daha fazla değer veren bu nesil pazarlamacıların bir kez daha toplantı odalarına kapanmalarına ve yeni pazarlama yaklaşımları üzerinde çalışmalarına neden olmuştur. Çok basit bir örnekle açıklamak gerekirse, bundan bir kaç yıl önce hayatımızın değişmez bir parçası haline gelen fırsat sitelerinin, farklı yapıdaki benzerlerinin 1990'ların sonunda ve 2000'lerin başında da denenmiş olması fakat başarısızlığa uğramaları, 2010'lara gelinirken Groupon ve türevlerinin büyük başarı kazanmaları, Milenyum çocuklarının yaşam deneyimleri satın alma ve toplu hareket ederek sosyalleşme ihtiyacının doğru zamanda tespit edilmesi ve giderilmesiyle mümkün olmuştur.
Bu basit örnek doğru pazarlama yaklaşımları ve doğru projelerin geliştirilmesinde, jenerasyonlar arasındaki farkların tespit edilmesinin ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir.
Bir kaç paragraf ve kısa özetler ile 2000'lere kadar uzandığımıza göre, artık yazının ana konusu olan ve 2000'lerin başından itibaren dünyaya gelmekte olan nesle göz atmaya başlayabiliriz. Tahmin edebileceğiniz gibi sırada X ve Y jenerasyonlarının çocukları var.
Bir kısım kaynak Millennial Generation'ı takip eden nesli Generation Z olarak tanımlamakla birlikte, bir sosyolog veya toplum bilimci olmamama rağmen, dıştan bakan bir göz olarak, sıradaki jenerasyon için daha doğru bir tanımlamanın Star Generation veya Generation S olabileceğini söylemek isterim.
Maalesef bu tanımlamayı destekleyebilecek bilimsel verilere de sahip değilim, fakat yazının devamındaki ayrıntıları incelerseniz, Dijital Jenerasyon, Z Jenerasyonu ve benzeri tanımlamalara ek olarak özellikle mobil teknolojiler döneminde dünyaya gelen nesli Star Jenerasyonu olarak tanımlamanın mümkün olabileceğini görebilirsiniz.
Hepinizin bildiği üzere, 2005 ve sonrasında mobil teknolojiler ışık hızıyla gelişme göstermeye başlamış ve bugünkü formuna ulaşmıştır, 2000'lerin başında konuşma ve sms üzerine kurulu olan cep telefonu ensdüstrisi, akıllı telefonların sahneye çıkışıyla birlikte format değiştirmiş, ve mobil teknolojiler hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir.
X ve Y jenerasyonları bu teknolojilerin oluşması sürecini an be an takip ederken, Star Jenerasyonu ise internet ve mobil teknolojileri su ve hava gibi yaşamlarının devamlılığı için bir gereklilik olarak algılamıştır. X ve Y jenerasyonları bahsi geçen teknolojilerin fayda ve zararları üzerinde kafa patlatırken, bu teknolojileri en doğru şekilde hem sosyal yaşantılarında hem de ekonomik düzen içerisinde doğru şekilde kullanmaya çabalarken, Star Jenerasyonu için internet ve mobil cihazlar uzuvlarından farksızdır, doğduklarından itibaren hayatlarında olan bu değerleri sorgulama ihtiyacı duymaları beklenemez, bizlerin Neden su içtiğimizi. Neden soluk aldığımızı sorgulamadığımız gibi.
Peki özellikle mobil teknolojilerle birlikte doğmuş olmak onlara neler kazandırmıştır? Öncelikle sınıf farkı olmaksızın, hangi gelir düzeyinde ve hangi sosyo ekonomik statüde olurlarsa olsunlar, tüm yeni doğanların ebeveynleri, ileri düzey kameralı bir akıllı telefona, bir facebook veya twitter hesabına, farklı sosyal ağlara erişime sahiptir, bu durum da Star Jenerasyonunun kameralar önünde doğmasına sebep olmuştur.
Biraz kendi çocukluğumuza dönelim, belki ailelerimizin fotoğraf makineları ve video kameraları vardı, çocuklarının resimlerini çekmeye ve çevrelerine göstermeye de oldukça meraklıydılar, fakat hiçbirinde akıllı bir cihaz ve sosyal medya erişimi bulunmuyordu. Yani hiç birimizin Star Jenerasyonu kadar fazla resmimiz, video kaydımız, ve bu kayıtlarımızın sergilenebileceği internet ağları mevcut değildi. Fakat 2000'lerde ve özellikle 2005 ve üstü tarihlerde doğanlarda durum çok farklı, bu jenerasyonun bireyleri ister istemez star ışığına sahipler, ve bu ışık günler geçtikçe, sosyal medya oluşumları güçlendikçe, mobil teknolojiler tabana yayılmaya devam ettikçe çok daha parlak bir hal alacaktır.
Bu kısa girişten sonra, biraz fütüristik yaklaşımlar sergilemenin ve starlarla dolu bir dünyanın geleceğiyle ilgili bazı varsayımlarda bulunmanın zamanıdır. Starların iki uç nokta karakter sergilediklerini hepimiz görmüşüzdür, ışıkların önünde olmak starları kimi zaman sıra dışı isteklere ve şaşalı yaşantılara sürüklerken, starların ciddi bir bölümünün naif bir tarafları olduğunu, yardım severliklerini, kendilerine sunulmuş olan ışığı iyi yönde kullanma çabalarına da sıkça rastlarız. Star Jenerasyonunun üyelerinin çoğu ister istemez şaşalı yaşantılara sahip olamayacaklardır, bu durum onları umutsuzluğa sürükleyebileceği gibi, benim şahsi görüşüm, starlığın naif ve yardımsever tarafını alacakları yönündedir. Ayrıca zaten hakim oldukları teknolojik altyapıları, bizlerden çok daha doğru şekillerde kullanarak, salt para kazanma amacı gütmeyen faydalı girişimlere imza atacaklarına inancım tam.
Baby Boomers tarafından yetiştirilen X ve Y jenerasyonları, çağın gerektirdiği şekilde, altın ve gümüş gibi maddelere bağlılıklarını sergilerken, dijital çocuklar olan star jenerasyonunun bu ve benzeri maddelere ekonomik anlamda bağımlılıklarının daha az olması ve yeni sanal metalar yaratma çabaları da şu aşamada bilim kurgu gibi gelebilir, fakat 2000'lerde doğan jenerasyonun ekonomiye üretici ve tüketici olarak katılacağı 10-15 yıl sonraki dönemde, adının ne olacağını şimdiden kestiremeyeceğimiz sanal para birimlerinin, dijital ekonomik parametrelerin, değerli taşlar ve madenlerle yarışacak düzeye gelebileceğini de ön görebiliriz.
Bir süredir basında duymakta olduğumuz bitcoin gibi bir sanal para biriminin reel bir kullanım düzeyine erişmesi için henüz çok erken olduğunu söylememiz gerekiyor, bir önceki paragrafta belirttiğim gibi, bu tarz olguların resmiyet kazanması için öncelikle star jenerasyonu bireylerinin ekonomiye katılması, ve ekonominin üst düzey konumlarına yükselmiş olmaları gerekmekte, ekonomi içinde karar verici konumuna yükselme süreçleri de düşünülürse 20 yıl ve üzerinde bir zamana daha ihtiyaç duyulduğunu bize gösteriyor.
Star jenerasyonu tanımlamasını bu yazıda kısaca yaptığımıza göre, ilerleyen dönemlerde pazarlamanın değişmez bir parçası olacak bu yeni jenerasyonun ihtiyaç ve beklentileri üzerine hep birlikte kafa yormaya başlayabiliriz.
Etiketler:
ben nesli,
generation me,
generation s,
generation why,
generation x,
generation y,
s jenerasyonu,
s kuşağı,
star generation,
star jenerasyonu,
x jenerasyonu,
x kuşağı,
y jenerasyonu,
y kuşağı,
z kuşağı
6 Kasım 2013 Çarşamba
ARE YOU READY FOR SOCIAL MEDIA 3.0?
We are all wondering about next versions of social media and social networking. Web is becoming more crowded place day by day. Millions of web and mobile applications and an incredible market with billions of dollars. But what will be the next? Unfortunately there is not an exact answer to this question. Maybe good fortune tellers can give some predictions, until a genuis fortune teller found the exact answer. Here are some predictions from an industry expert.
First of all we need to focus on signs and past experiences. In other words we need to focus on web 2.0 and the tools which came with web 2.0. Before web 2.0 internet was a place of simply 2 user types, one of them is the creator and the other one is the audience.
Creator was an indivudual or group of person with adequate technical information about designing and publishing some web content. Audience was a group of person with some interest to creator's content. I know it seems a simple definition, but this is the reality, at the beginning and during first versions of the web, there wasn't complex schemas or definitions.
During years, technological progress started to change the logic and infrastructure of the web. Internet connection speeds were improving day by day, ordinary users were owning advanced computers and mobile devices. A new version of the web became a must, which is called web 2.0.
After web 2.0 Creators and Audiances were merged. In other words, each user of the web 2.0 was not only an audiance they were also become creators. All social media tools, and all projects were designed for this purpose, they were all offering some tools and web 2.0 users can create content with these tools. Last generation of blogging, facebook, twitter and others. Billions of creators make the web a place with unlimited data.
A place of infinite data needs some other tools to collect&organize&share them.
Think about your home, at the beginning you are alone, and you need only one or two closets, once you married, you will need more space, but space is not enough, you also need new closets to organize your stuff, when you have childeren, once again space will not enough neither your closets. Exactly same as the web's latest situation.
Finally we are in a new phase of web and social media, so far, we can call this one social media 3.0. It is time to think about organizing and sharing content. Not creating content, or giving some tools to people to create new content. Here is a simple advise, be relax and stop thinking about Next Big Thing, check the samples below, and start to think about "how you can help the people to organize the infinite content of the web 2.0?"
All of the below samples are not content creation tools, they are offering some tools to help content creators and their audiences to organize web 2.0 data, and make the web more reliable place. They also include different user friendly suggestion tools instead of ugly banner adds.
A tool for collecting and organizing visual stuff which you find on the web.
A tool to find interesting visual stuff, collect and buy them from one place.
A tool to find audio content by a bookmarklet, organize and share the content you find.
A tool for finding, organizing and sharing audiovisuals you loved.
As you can see from above samples they all have same purpose, which is explained within this article.
I did not give detailed explanations about these samples, but you can click on the above links and explore their main ideas yourself, do not hesitate to add any comments to the article.
I hope the article gives some directions to digital marketing and social media people.
First of all we need to focus on signs and past experiences. In other words we need to focus on web 2.0 and the tools which came with web 2.0. Before web 2.0 internet was a place of simply 2 user types, one of them is the creator and the other one is the audience.
Creator was an indivudual or group of person with adequate technical information about designing and publishing some web content. Audience was a group of person with some interest to creator's content. I know it seems a simple definition, but this is the reality, at the beginning and during first versions of the web, there wasn't complex schemas or definitions.
During years, technological progress started to change the logic and infrastructure of the web. Internet connection speeds were improving day by day, ordinary users were owning advanced computers and mobile devices. A new version of the web became a must, which is called web 2.0.
After web 2.0 Creators and Audiances were merged. In other words, each user of the web 2.0 was not only an audiance they were also become creators. All social media tools, and all projects were designed for this purpose, they were all offering some tools and web 2.0 users can create content with these tools. Last generation of blogging, facebook, twitter and others. Billions of creators make the web a place with unlimited data.
A place of infinite data needs some other tools to collect&organize&share them.
Think about your home, at the beginning you are alone, and you need only one or two closets, once you married, you will need more space, but space is not enough, you also need new closets to organize your stuff, when you have childeren, once again space will not enough neither your closets. Exactly same as the web's latest situation.
Finally we are in a new phase of web and social media, so far, we can call this one social media 3.0. It is time to think about organizing and sharing content. Not creating content, or giving some tools to people to create new content. Here is a simple advise, be relax and stop thinking about Next Big Thing, check the samples below, and start to think about "how you can help the people to organize the infinite content of the web 2.0?"
All of the below samples are not content creation tools, they are offering some tools to help content creators and their audiences to organize web 2.0 data, and make the web more reliable place. They also include different user friendly suggestion tools instead of ugly banner adds.
A tool for collecting and organizing visual stuff which you find on the web.
A tool to find interesting visual stuff, collect and buy them from one place.
A tool to find audio content by a bookmarklet, organize and share the content you find.
A tool for finding, organizing and sharing audiovisuals you loved.
As you can see from above samples they all have same purpose, which is explained within this article.
I did not give detailed explanations about these samples, but you can click on the above links and explore their main ideas yourself, do not hesitate to add any comments to the article.
I hope the article gives some directions to digital marketing and social media people.
28 Ekim 2013 Pazartesi
GİRİŞİMCİNİN 7 ÖLÜMCÜL GÜNAHI
Eminim bir çoğunuz 1995 yapımı "Seven" filminini izlemişsinizdir, en azından bir yerlerde gözünüze ilişmiştir, ve konuya hakimsinizdir, filmde Brad Pitt, Morgan Freeman ve Kevin Spacey başrollerdedir, 7 ölümcül günahın çevresinde gelişen bir polisiyedir. Halen izlemeyenler vardır diye filmin konusuna çok fazla değinmeyerek, günahlar tarlasında gezinen biz girişimcilerin bu 7 ölümcül günahtan nasıl ve ne şekilde etkilendiğimizi örneklerle aktarayım.
1. GÜNAH - Kibir, Kendini beğenmişlik
Girişimcilerin sıklıkla karşılaştıkları, ve kısa süre içerisinde kendilerini kaptırdıkları bir günahtır. Bir girişimcinin çevresi, belli bütçelerin yönetimine eriştiğinde, kısa sürede egosunu şişirecek kişiler tarafından sarılır. Bu kişilerin ve size verecekleri suni mutluluk hissinin ardından içine çekileceğiniz günah kibirdir. Kendini beğenmişlik dehlizine bir kez girdiğinizde, elinizdeki bütçelerin hızla eriyeceğini, ve egonuza hizmet edenlerin de zamanla çevrenizden çekilmeye başlayacaklarını göreceksiniz. İşin sonundaysa egonuzla baş başa kalma ihtimaliniz yüksektir.
2. GÜNAH - Açgözlülük
Girişimcileri zor durumlara sokan bir diğer günah ise açgözlülüktür. Önünüzde sınırlı imkanlarla ve sınırlı kadrolarla çalışmanızı gerektirecek uzunca bir dönem olacaktır, bu dönem içerisinde ekibinizin ve iş ortaklarınızın sizden uzaklaşmalarını sağlayacak günah artık karşınızdadır. Ön saflarda savaşmanızın beklendiği zamanlarda, açgözlülükle kaynakları kullanmaya başlarsanız, kısa süre içerisinde göze çarparak yalnızlaşırsınız, bu nedenle, dikkati elden bırakmayın, kaynaklarınızı savurmayın, kendinize mutlaka yeterli miktarda parayı ayırın, fakat eğer elinizdeki işe gerçekten güveniyorsanız, asla açgözlü davranmayın.
3. GÜNAH - Şehvet Düşkünlüğü
Şehvet her zaman ve her yerde pusuya yatarak bizleri bekleyen bir günahtır. Daha önceki yazılarımda da yer verdiğim gibi, yeni ekonomik yapı, orta sınıfın güçlenmesi, teknolojinin gelişmesi ve insanoğluna sunulan imkanların artması, şehvete olan düşkünlüğümüzü de arttırmıştır. Eğer bir girişim gerçekleştirmeyi düşünüyorsanız, maddi ve manevi olarak buna hazır olmanız gerekmektedir. Burada şehvetten kastedilenin sadece cinsel çağrışımlar olmadığını, şehvet günahı kapsamına sokulabilecek binlerce durum ve olayın olduğunu da hatırlatmak isterim. En azından belli bir süre için, bir çok şahsi zevkinizden feragat etmeye hazır olun, çünkü şehvet düşkünlüğünüz aynı açgözlülük günahında olduğu gibi kısa sürede fark edilir, özünde çok da iyi olmayan iş dünyası içerisinde bir kez şehvet günahına yakalanan girişimci göz açıp kapayana kadar etrafındakileri kendinden soğutacak ve uzaklaştıracaktır.
4.GÜNAH - Kıskançlık, Hasetlik
Ne tür bir girişim içerisinde olursanız olun, öncelikle ortaklarınız, daha sonra da içeride ve dışarıda farklı ekip kurgularıyla muhatap olmanız gerektiğini aklınızdan çıkarmayın. Bu kadar farklı yapıdaki insan topluluklarıyla bir arada olma ve paylaşımda bulunma zorunluluğunuz, kıskançlık günahını beraberinde getirecektir. Girişimcilik yolculuğunda, hasetle er ya da geç tanışırsınız, bu tanışıklığı ne kadar erken yaşarsanız, ve kıskançlığınızı ne kadar erken boğmayı başarırsanız, kendinize büyük bir iyilik yapmış olursunuz. Bu günah sadece girişimcileri sarmaz, aynı zamanda iş ve sosyal yaşantımızın farklı alanlarında da karşımıza çıkacak olan, yok etmemiz gereken bir günahtır.
5. GÜNAH - Oburluk
İlk bakışta oburluğun da girişimcileri saran bir günah olduğunu tasavvur etmenizin ve bana hak vermenizin ne kadar zor olduğunu biliyorum. Fakat gerçek hayatta oburluk da, girişimcinin karşısında dikilen önemli bir günahtır, açgözlülüğe benzemekle birlikte, daha bireysel bir günah olarak ayrılır. Eğer girişiminize başlamanızda birincil amacınız hızlı bir şekilde para yapmak ve işinizi satıp kazandığınız paralarla zevk ve sefa içerisinde bir ömür geçirmekse, siz girişimcinin oburluk günahına çoktan davet edilmişsiniz demektir, ivedilikle girişiminizde en az bir tane para dışı amaç tanımlamalı, ve müşterileriniz için nasıl değer yaratacağınızı belirlemeye başlamalısınız, çünkü siz bir defa girişiminiz ile değer yaratmayı başarır, ve yarattığınız bu değer ile iç dünyanızda mutlu olmayı öğrenirseniz, hiç beklemediğiniz anda paranın sizi bulduğunu, ve peşinizi bırakmadığını göreceksiniz.
6. GÜNAH - Öfke, Yıkıcılık, Gazap Etmek
Öfkenin içine sürüklenmeyeceğiniz, yıkıcılığı ve gazap etmeyi görmeyeceğiniz bir girişim türü henüz icat edilmedi, bu durumda siz de ister istemez öfke günahına zaman zaman çekileceksiniz, sizi bu günahın kıskacından kurtarabilecek tek yol ise empati yeteneğinizi geliştirmek olacaktır, karşınızdakileri anlama çabasını gösterin, fakat onlardan karşı çabayı göremiyorsanız, bu kişilerden uzaklaşın, çünkü sizin kurduğunuz empatiyi kötü amaçla kullanacak ve sizden çıkar sağlayacaklardır. Öfkelendiğiniz zamanlarda, öfkenizi yıkıcı bir şekilde kullanmak yerine hedeflerinize doğru giden yolda sizi kamçılamasını sağlarsanız, bu günahı alt etmiş olursunuz, böylece günah sizi kullanamayacak, aksine siz öfke günahını kendi hesabınıza çalıştırmış olacaksınız.
7. GÜNAH - Tembellik, miskinlik
Girişimciyi saran en önemli günahı en sona bıraktım, son olarak tembellik ve miskinliğin bizleri nasıl sarabileceğine bakalım. Öncelikle girişimci olarak, işinizle ilgili en büyük ve en önemli sorumlulukların size ait olduğunu aklınızdan çıkarmayın. Bir başkası, üçüncü bir şahıs işinizi sizden daha fazla düşünmeyecektir, siz düşündüklerini zannetseniz bile. Bu durumda da sizin herkesten daha fazla işinize konsantre olmanız ve algılarınızın sürekli açık tutmanız gerekecektir, bir kere kendi işinizin rahatlığına kendinizi kaptırarak tembellik günahına girerseniz, çevrenizdekiler bu zaafınızdan faydalanacaklardır. Bu yüzden eğer üzerinizde miskinlik ve bir güçsüzlük hissediyorsanız, maaşlı ve düzenli bir işte çalışmayı girişimciliğe tercih etmeniz daha doğru olacaktır. Çünkü miskinlik kendi kendini idare edememeyi beraberinde getirir, kendi zamanını verimli yönetemeyen bir bireyin bir ortaklık yapısını ve bir ekibi yönetmesi de mümkün olmayacaktır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











